Kadınlıktan Anneliğe, Öyküden Otobiyografiye, Yazıyoruz

Geçtiğimiz ay yeniden başladığımız ve yaz tatili dönemine kadar aylık atölye çalışmalarıyla devam edeceğimiz BdA119 hazırlıklarının bu ayki programında yine yaratıcı yazarlık atölye çalışması vardı. 27 Mayıs Cumartesi günü Ginnheim Komisyonu’nun, 28 Mayıs Pazar günü de Niederrad Komisyonu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz atölyeye 20’den fazla kadın katılarak, öykü, deneme, otobiyografi ve gezi anıları gibi düz yazının farklı türlerini kapsayan metinleri üzerinde çalışmaya devam ettiler.

Kadınlar, atölye çalışmasından önce ilk taslak metinlerini tamamlayarak proje koordinatörüne ilettiler. Hafta içi koordinatörle yapılan birebir görüş alışverişinin ardından 27 Mayıs Cumartesi günü yapılan atölyede metinler yine kolektif bir çalışmayla değerlendirildi. Her kadın metnini yüksek sesle okudu ve kadınlar anlatıda eksik kaldığını ve zenginleştirilmesinin yararlı olacağını düşündükleri noktaları birlikte tartıştılar.

Atölyede ele alınan en temel konulardan biri metinlerin uzunluğuydu. Kadınlar kısa yazmak taraftarıydılar. Bunun artıları ve eksileri tartışıldı önce. Örneğin Leyla, uzun yazmanın anlatıdaki anlamı değiştirdiğine inanıyordu. Öte yandan Zehra, kısa yazdığı zaman öyküdeki olayı yeterince anlatamayacağını düşünüyordu. Bunun üzerine yazı yazma süreci üzerine biraz konuştuk. Çünkü gelen yorumlar arasında öne çıkan temel kaygılardan birinin, yazıları bir an önce tamamlayıp teslim etmek olduğu görülüyordu. Oysa yazmak bir dolu tekrar içerir. Tekrar okuma, tekrar yazma. Bu noktada Esma, kadınlara, sabah kalktıklarında boş zihinleriyle düşünmeden yazmalarını ve sonra bu metnin üzerinde çalışmalarını önerdi. Herhangi bir sayfa sınırlaması belirlenmese de, metinler üzerinde tekrar çalışılması ve anlatıların zenginleştirilerek geliştirilmesi gerektiği ön kabulüyle kolektif çalışmaya, metinleri tek tek tartışmaya başladık. Kolektif çalışmada ele alınan  metinlerden birkaç örnek; Zehra’nın metnin dilinde yaşadığı sıkıntı, Esma’nın farklı metinleri bir araya getirmesi, Leyla’nın anlattığı hikâyede soru işareti bırakan noktalar ve Serpil’in anlatısında eksik kalan detaylar.

GKB-2

Söze önce Zehra başladı. Metninin çok fazla haber dili kokmasından şikayetçiydi. Buna nasıl bir çözüm bulabileceğini sordu. Kadınlar ayrıca, çok hızlı geçirilen isimlerde kimin hangi noktada olaya müdahil olduğunun ve karakterler arasındaki ilişkinin kafa karıştırdığını söylediler. Bu noktada, hikâyede geçen karakterleri daha fazla betimleyebileceği önerisi geldi. Bunun için didaktik bir dil kullanmak istemediğini belirten Zehra’ya, karakterlerin olay örgüsü içinde birbirlerini tanıtabileceği tavsiye edildi. Öte yandan, doğrudan sosyo-politik bir olayın anlatıldığı hikâyede, o dönem Almanya’nın yabancı politikasının da işlenebileceği önerildi. Tartışmanın sonunda Zehra, biraz daha diyalog yazarak metnini bu iki açıdan geliştirmeye karar verdi.

GKB-3

Daha sonra söz alan Esma, iki kısa anlatı ve bir şiir yazmıştı. Her metin birbirinden güçlü ve vurucu anlatıya sahipti. Ancak her yazarın tek bir metni olacağına en başında karar verdiğimiz için bu üç metni nasıl bir araya getirebileceğini konuştuk. Bunun için de metinler arasındaki ortak noktaları belirlemeye çalıştık. Esma’nın metinlerinde, en yalın özetle, temelde hep bir kaybetme ya da vedalaşma duygusu öne çıkıyor. Anne ve babasının farklı zamanlarda Esma’yı ve kardeşlerini Türkiye’de bırakarak Almanya’ya gelmeleri, Frankfurt’ta kadın hareketi içinde tanıştığı İran’lı Zara’yı kanserden kaybedişi ve en son babasının vefatı. Kadınlar, Esma’ya Türkiye’den ayrıldığı 80ler dönemini biraz daha detaylı anlatabileceğini söylediler. Bunun en büyük sebeplerinden biri de, şüphesiz, Esma’nın Almanya macerasının 1980 askeri darbesinin hemen ertesi günü, 13 Eylül’de başlamasıydı.

Serpil, Göçmen Kadınlar Birliği’nin seminer gezisinden anılarını yazdığı metninde birçok eksik nokta olduğunu söyleyerek başladı söze ve geziye oğluyla birlikte katıldığı için atölye çalışmalarında bu detayları not etme fırsatını kaçırdığını belirtti. Anlatısını bu açılardan zenginleştirmek için kadınlardan kendisine yardımcı olmalarını rica etti. Seminerdeki atölyenin yürütücülerinden Zahide, çalışma notlarını kendisiyle paylaşabileceğini söyleyerek Serpil’in endişesini giderdi. Kadınlar ayrıca, Serpil’in Türkiye’den geldiği bölge ile seminer gezisinin yapıldığı yer arasında temelde kurduğu benzerlikleri daha fazla detaylandırmasını önerdiler.

GKB-1

Son örneğimizde Leyla, her okuduğumda yazdığımı daha az beğeniyorum, diyerek başladı konuşmaya: “Başka yazarları okuyorum, sonra gelip kendi yazdığımı ve hiç hoşuma gitmiyor.” Kadınlar öncelikle onun bu endişesini yatıştırdılar ve Leyla’nın Almanya’da işlenen bir namus cinayetine odaklanan öyküsünün kendilerini ne kadar etkilediğini belirttiler. Leyla’nın öyküsünde namus kavramına farklı açılardan bakan baba ve oğlunun hikâyesi anlaılıyor. Kadınlar, metni bu açıdan ele aldılar ve baba ve oğlunun arasındaki görüş farkının sebebini biraz daha geliştirebileceğini belirttiler. Ne olmuştu da baba ve oğlu arasında bir kopuş yaşanmıştı? Kişisel göç hikâyelerinden yola çıkılarak yapılan yorumlarda, bu farklılığa neyin sebep olmuş olabileceği tartışıldı. Zaten Leyla’nın kurmaca anlatısı da yaşanmış bir olaya dayanıyordu. Kızının ölümü ardından, keşke hiç gelmeseydik, diyen bir babanın gazetede gördüğü haberiydi onu bu metni yazmaya iten.

GKB-8

28 Mayıs Pazar günü yapılan atölye çalışmasına damgasını vuran sıcak hava oldu. Kadınlardan bazıları bir gün önce yapılan tartışmalar ışığında metinleri üzerinde çalışmaya devam ederken, sıcak sebebiyle uzun soluklu bir metne konsantre olamayacaklarını belirtenler, Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük üzerinde çalıştı. Sözlüğe yeni kelimeler eklemek üzere önce fikir alışverişinde bulunuldu. Geçtiğimiz haftalarda kutlanılan Anneler Günü sebebiyle zaten gündemde olan annelik kavramı da birçok farklı kelime önerisi arasından öne çıkan oldu.

GKB-5

Atölyenin kolektif tartışma bölümünde önce sözlük metin önerileri yüksek sesle okundu ve tartışmaya açıldı. Elif, Esma, Leyla, Asiye, Zehra ve Sevda’nın kaleme aldığı metinlerde annelik kavramının farklı toplumsal açıları tartışılıyordu. Annelik hep fedakarlık mıdır? Annelik yılda neden sadece bir kere kutlanmalı? Doğurmak mıdır annelik, yoksa büyütmek mi? Babaanne olmak da anneliğe dahil miydi? Her kadın anne olmak zorunda mıdır? Peki, her kadın anneliğe uygun mudur? Bir kadın kendini annelikten başka nasıl ifade eder? Bir annenin hayalleri ve özlemleri nelerdir? Bu ve benzeri sorular doğrultusunda yapılan çetin tartışmalar, destekler ve itirazlar sonucunda kadınlar, annelik sözlük metnini, toplum tarafından dayatılan cinsiyetçi roller çerçevesinde, bu hafta içi yeniden kaleme almaya karar verdiler. Sözlük için önerilen diğer kelimeler süpürge ve dantel de yazılan metinler ışığında değerlendirildi ve bu metinlerin de ileride yapılacak atölye çalışmasında kolektif bir şekilde yazılması kararlaştırıldı.

GKB-9
Çalışmanın devamında daha sonra, uzun yazı denemeleri değerlendirildi. Nurten, otobiyografi tarzını seçti. Almanya’ya geldiği zaman yaşadığı dil ve iş sıkıntılarına dair hissettiği bütün duygularını samimiyetle paylaştığı bir yazı hazırlıyor. Kadınlar, bu iki temel problemi birçok kadının paylaştığını belirterek, Nurten’e, Almanya’ya geldiği dönemin toplumsal coğrafyasını da anlatmasını önerdiler. Otobiyografi tarzında yazan bir diğer kadın da Yıldız. Türkiye’de, genç kızlığında, politik mücadelenin içinde bulunan ailesi sebebiyle yaşadığı ev baskınlarını anlatmaya başladı. Kadınlar, Yıldız’ın toplumsal travmaları dile getirme fikrini desteklediler ve de özellikle  anlatısında kullandığı esprili dili beğendiklerini söylediler. Atölye çalışmasının son örneğinde Nezahat, kadınlık üzerine bir deneme yazmaya başladı. Nezahat’in metninde öne çıkan kavram zamandı: Çocukluk zamanından evli bir kadın olma zamanına geçiş. Kadınlar, Nezahat’in ele aldığı farklı “kadınlık zamanları” kavramını yine toplumsal baskılar çerçevesinde değerlendirdiler ve Nezahat’e metninde kullanabileceği birkaç örnek hikâye anlattılar.

GKB-4

İki günlük yoğun atölye çalışması, BdA119 blogu için metin seçilmesiyle sona erdi. Kadınlar, oy çokluğuyla, Sevda’nın kaleme aldığı “Annelik” metnini paylaşmak istediklerine karar verdiler.

***

Annelik… / Sevda Su

… duyguların en anlamlısı, en tadılması gerekeni.
… kalbinin yerinden çıkıp çocuğunun elinde atması gibi…
Ne kadar anne sevgisinden yoksun büyümüş olsan da, annelik öyle bir şey ki, öğrenemediğin çocuğuna verdiğin… Verdikçe, hep miktarını yetersiz bulduğun… Daha çok… Daha iyi şeyler aktarmak istediğin… Yeri gelince anne olduğun… Yeri gelince baba olduğun… Yeri gelince kardeş… Ve yeri gelince arkadaş. Hatta yeri gelince de çocuğuna çocuk olduğun, anlatılması aslında çok güç bir kelime.

… anne sevgisi, karşılıksız, koşulsuz, beklentisiz, yaşanılan ve verilen en büyük ve tek sevgidir…
Doğuran mı, büyüten mi annedir? Bu soruyu çok duymuşumdur… Annelik emektir… Emeğin lafı bile edilmeyen bir veriştir… Günümüzde tek bir güne indirilerek kutlanan “Anneler Günü” kavramı bana her ne kadar ters gelse de, kısa süre önce kutlanılan Anneler Günü benim için en zor günlerden biri olma özelliği taşıyor…

Beni büyüten annemin, sadece onu o gününde yalnız bırakmama adına… Kardeşimsiz geçireceği ilk “Anneler Günü” olması sebebiyle. Yerini hiçbir zaman ve hiçbir şekilde dolduramayacağımızı bildiğimiz halde… Ona sürpriz yapışımız… Ve onun mutlulukla ve mutsuzlukla aynı anda süzülen gözyaşları…

Yine anneliğin verdiği içgüdüsel bir duygudur… Karşındakini, anneni mutlu ederek mutlu olmaktır annelik.
… bir annenin acısını hissetmektir annelik… Ve bir annenin çaresizliğini görebilmektir. Her an, her yerde, herkese karşı sorumluluk hissetmektir.

Bazen de bir şeyler yapmak isteyip, elin kolun bağlı olduğu halde, yine de dimdik ayakta durabilmektir annelik.
Annelik… Güzeldir…
Anne… Güzeldir…

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir