Kadın okur ve yazarsa

DSC_0083

Öykü Kitabı Çalışma Grubu ilk toplantısına Çiğdem Artan’ın yaratıcı yazarlığın ne olduğuna ilişkin sunumuyla başladı. Kurmacanın türleri olan şiir, roman, öykü, deneme ve biyografinin üzerine konuşuldu ve yaratıcılığı boğan faktörlerin üzerinde duruldu. Daha sonra kurmacanın unsurları (hikaye, olay, olay örgüsü, karakterler, zaman, mekan, bakış açısı, betimlemeler ve diyaloglar) ve öyküdeki işlevleri ele alındı. Dili bilmenin ve kullanmanın, düşünceyi geliştirdiği söylendi. Dili bilmek için okumanın önemi üzerinde duruldu. Yazmaya başlamadan önce, “neden yazmak istiyorum”, “ne yazmak istiyorum” ve “yazdıklarımı kimin okumasını istiyorum” soruları soruldu.

DSC_0069

Okuma alışkanlıklarımız üzerine yaptığımız sohbette, okumanın ve kitabın yaşamımızda tuttuğu role değinildi. Kadın arkadaşların yaptığı konuşmalardan ortaya çıkan çocukluğumuzdan beri ebeveynlerimizden duyduğumuz “kız, okusa ne olur”, “kitabı bırak, elişi yap”, “dersine çalış, bırak bakayım o kitabı şimdi” gibi uyarıların kadınların okuma alışkanlığı edinmesini zorlaştırdığı söylendi. “Kitabın yasaklı olduğu, kitap okuduğu için insanların cezaevlerine düştüğü, kitapların yakıldığı, saklandığı bir ülkeden gelmenin de iyi bir okur olmayı zorlaştırdığı açık” denildi. Bazı kadın arkadaşlar, ağaç oyuğuna saklanan kitapların kendilerinde kışkırtıcı bir rol oynadığını söyledi. Bazı arkadaşlarımız anne olduktan sonra ev işi, çocuk bakımı ve bunun yanı sıra dışarıda çalışmanın kendilerini çok yorduğunu ve okumanın lüks haline geldiğini dile getirdi.

DSC_0099

 

Yazma alışkanlıklarını ele aldığımız bölümde, yazdığımız mektuplar, şiirler, hikayeler üzerine konuşuldu. Yazma deneyimlerimizin sınırlı olmasına rağmen, yazmaya büyük bir heves duyduğumuz, çünkü anlatacak hikayelerimizin çok olduğu netleşti.

Atölye çalışmasında, bir grup resimden kendilerine ilham veren bir görseli seçen kadın arkadaşlar yazma deneyimine giriştiler. Arkadaşların ellerinde kalem yazdıkları ilk denemeleri, seçtikleri görselle birlikte, aşağıda sunuyoruz. Denemeleri okuduk ve alkışladık. Bunlar ilk denemelerimizdi. Daha güzelleri mutlaka gelecektir.

—–

DSC_0109

Kış Geceleri, Leyla Çakır

Soğuk kış geceleri, annem önce sobanın üzerinde güğümle su kaynatır bize sırayla banyo yaptırır, temiz elbiselerimizi giydirir, “hadi şimdi uslu uslu oturun, ben çamaşır yıkamaya gidiyorum” derdi.

Tek başına bakır leğenlerde saatlerce çamaşır yıkar, yıkadıklarını çamaşır iplerine asar gelirdi. Hiç üşüdüğünü fark etmezdik ya da o hissettirmezdi. Okul kıyafetlerimiz tertemizdi. Siyah önlük tertemiz, beyaz yakalıklar kolalıydı. Ertesi sabah öğretmenimiz bizi temizlik saatinde herkese örnek öğrenci diye gösterdiğinde gururlanırdık da, annemin neler yaşadığını fark etmezdik.

Yıllar sonra annemi bir gün kar yağarken, karda gezmek ne zevkli olur, diye gezmeye götürmek istedik. İstemedi. “Hayır ben karı sevmiyorum, soğuktan çok çektim” dediğinde, ilk defa karın soğukluğunu hissettim ve üşüdüm.

DSC_0103

 

Yalnızlığımız, Serpil Yahyaoğlu

Bu resimde, şu anki kadınların, bizlerin koşturması, zamansızlığımız, “aaah” deyip, her şeyi bırakıp, şöyle ayaklarımızı uzatıp hiç düşünmeden dinlenebilmek…

En yakınlarımıza, en değer verdiklerimize koşuşturmadan zaman ayıramamak, hayatı paylaşamamak, ne bileyim beni çok huzursuz ediyor. Ne kadar çok insan var çevremizde. Çevremizdeki insanları ne kadar tanıyoruz. Ne kadar, ne istediklerini biliyoruz…Bu resim ben de çokluk içerisindeki yalnızlaşmayı anlatıyor nedense…

Hep bir koşturmaca. Bir bakıyorsun sabah kalkmışız. Bir bakıyorsun hava kararmış. Bir bakıyorsun bir yıl daha geçmiş. Sanki gözünü açmış kapatmışsın, o kadar. Kafamız hep dolu. Sanki bir kuklayız. İpler birilerinin elinde. Bazen de böyle hissediyorum. Haa şimdi fark ettim. Resimdeki kadın bile ayaklarını rahat uzatamamış. Sanki kafasında yapacağı bir sürü iş var da kısa bir kahve molası vermiş, kalkmaya hazır vaziyette. Neden bu kadar yükümüz var. Oysaki bizler özgürleşmeyi en çok isteyen kadınlar neden hayatımız kendi ellerimizde değil?

 

DSC_0110

 

Kadın olmak, Zuhal Ballı

Kadın olmak bize doğanın verdiği en güzel bir hediye. Doğa kadar cömert, yaratıcı, doğurgan, seksi ve hayatın kendisi… Kadınsız hayat olmaz. Mümkün değil. Hayatın her şeklinde, her yerinde O var.

Onsuz bir hayat oksijensiz bir dünya benim için. Hayattaki güç kaynağı ve yaşama sevinci. Kendi başına birey, anne, abla, arkadaş, nine, toprak kadar cömert ve üretken. İstediğinde hayatı şen eden, üzüldüğünde deli rüzgar gibi hayatı karartan, varlığıyla istediğinde bütün cömertliğiyle, üretkenliğiyle hayata anlam veren bir varlık. Kendi gücünün farkına vardığında, gücünün karşısında kimsenin duramayacağı ama zayıfsa başına gelmeyen kalmayacağı, çok narin, kırılgan, o kadar da güzel… İnsan.

 

DSC_0106

 

Kaybolmuş benlik, Esma Uran

Soğuk sisli bir kış günü, sanki gerçek olmayan bir dünyayı yansıtıyor. İçeride miyim, dışarıda mıyım yoksa hala rüya mı görüyorum, tüm duygular birbirine karışıyor.

Uzaklara bakamamak, var olan her şeyin sisler içerisinde yok olması bende de, kaybolmuşluk duygusu yaratıyor. Bu duygu bende her zaman korku ve paniğe zemin hazırlamıştır.

Belki gözlerimin aşırı miyopluğu ve uzakları, tüm kontürleri net görememenin yarattığı bir ruh hali. Tüm bu duyguların verdiği sıkıntı ve hapis olmuşluk paniğiyle, kapıyı açarak kendimi dışarı atıyorum. Soğuk ve nemli havanın yüzüme vurmasıyla ve burnuma gelen o tanıdık, o yüklü duman kokularıyla kendime geliyorum.

 

DSC_0108

 

Hayaller, Betül Karabulut

Bu resim bende yaşadığım şehri anımsattı. İçimde bir sıcaklık uyandırdı. Beni oralara götürdü. Akşam üstü balığa çıkmış bir balıkçı. Deniz durgun. Güneş batmak üzere. Hava rüzgarsız. Sessiz ve sakin.

 

DSC_0107

 

Gelinlik, Elif Durmaz

Almanya’ya ilk gelişimi hatırladım. Kendi düğünümdeyim. Bu ülkenin yabancısıyım. Ve insanlar bana yabancı. Yalnızım. Kendi düğünümde, sanki bir başkasının düğününde gibiyim. Farklı bir kültür. Farklı bir ülke. Neden buradayım diye sormuştum kendime. Resimdeki gelin ve damat, bana 17 yıl boyunca, inişleri ve çıkışlarıyla, o zorlu süreci, Almanya’ya ilk gelişimi anımsatıyor bana.

 

DSC_0105

 

Kimlik korkusu, Sidar Arslan

Bu demir tel bana, kısıtlanmış özgürlükleri hatırlatıyor. Dersim’de boş bir araziyi anımsatıyor. Telin öbür yanında Jandarma Karakolu vardı.

Bu teli geçmenin tehlikeli olacağını söylemişti kuzenim. Neden diye sorduğumda, “çünkü biz Kürtüz” demişti. Küçüklüğümden beri Kürt’lüğün ne olduğunu, kimliğimizin neden baskı altında olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Bir gün babama sordum, “yapılanlar eşekliktir kızım, boş ver…” demişti.

DSC_0104

 

Özgürlükler yok, Sevda Su

Resim demirlerle sınırlanmış. Kadınların susturulması, renklerini ve kimliklerini ifade edememeleri, seslerinin susturulması, özgürlerin yok edilmesi, toplumsal dışlanmışlıkları, maalesef bazen hem cinsleri tarafından da. Kadınlar yalnız değildir. Kadınlar, o demirleri, sınırları konuşarak ve mücadele ederek, el ele vererek aşabilirler.

 

DSC_0102

 

Toplumun yoksul yüzü, Zehra Ayyıldız

Seçtiğim resim, toplumun sınıflara bölünmüşlüğünün bir göstergesi. Zenginler ve fakirler. Resimdeki kız, fakirler kategorisinden ve en alttaki sınıf grubunu gösteriyor. Zayıf insanlara, hastalara, işsizlere, psikolojik sorunu olanlara destek veren yok bu eşitsiz toplumda. Sokakta yatıyor. Çünkü evi yok. Kışın kalın giyinerek ve insanların ona vereceği bir kaç kuruşla yemeğini sağlayarak. Öteki tarafta, yeni arabalar, yeni kıyafetli insanlar, yeni cep telefonları, kısacası bir tüketim çılgınlığı. Toplumdaki eşitsizliği çok güzel anlatıyor bu resim. 
Tesadüfen bir kadın, bir erkek ya da bir çocuk olabilir… Bu sistemin unuttukları.

 

DSC_0101

 

Bu resme baktığımda…, Keziban Ünsal Karabulut

Doğaya olan sevgim yeniden canlandı. Aslında hiç bitmemişti. Her şeyden önce kendinle baş başasın. Doğa sevgisi, hayvan sevgisi. Hayvanları hep severdim ama onlara dokunamazdım. Kızım da benim bu özelliklerimi taşıyor. Benim isteyip de yapamadığım her şeyi kızım yapıyor. Onu çok iyi anlıyorum. Köpeğimiz minicik ve onu çok seviyoruz. Artık hayvanlara dokunamama duygum da geçti. Bazen korkularımızın üzerine gitmeliyiz diye düşünüyorum. 
Denizin güzelliğinde ruhum okşanıyor. Okuyarak ve yazarak ufkumun daha geniş olacağına inanıyorum. Bu resme baktığımda hayatımın ne kadar kısıtlanmış olduğunu anladım. Ben özgürlük istiyorum.

 

 

 

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir