Çıkarın Kâğıt Kalemi, Hikâyelerimizi Yazıyoruz

Çeşitli sebeplerle bir süre ara vermek zorunda kaldığımız BdA119 projesinin atölye çalışmalarına geçtiğimiz hafta sonu yeniden başladık. 22-23 Nisan tarihlerinde Frankfurtlu göçmen kadınlarla bir araya gelerek hazırlayacağımız kısa öyküler kitabı üzerine çalıştık.

Foto-2

BdA119 projesini hazırlamaya başladığımız ilk dönemlerde yapılan yaratıcı yazarlık çalışmalarında, öykü nedir, hikâye ögelerini neler oluşturur, mekân tasviri nasıl yapılır vb. konular üzerinde durmuş ve farklı yazarların metinleri üzerinde bu noktaları tartışmıştık. Kadınlar, bu dönemde yaptığımız atölye çalışmalarının ikinci yarısında yer alan kısa yazı çalışmaları sayesinde “ben asla yazamam, ne yazacağımı bilmiyorum, bende o yetenek yok” gibi çekincelerini ve korkularını geride bırakmışlardı. Ancak gelinen noktada, kadınların hepsinin kurmaca bir öykü yazmak istemediğini gördük. Düz yazının başka türleri olduğu için de biçim olarak öyküde ısrarcı olmaktan vazgeçtik. Böylelikle, geçtiğimiz hafta yaptığımız atölyede farklı edebi türleri ele aldık, öykü, şiir, deneme, makale, anı, gezi yazısı, biyografi, oto biyografi vs.’nin biçim olarak birbirlerinden nasıl ayrıldığını konuştuk.

Anlatılmak istenilen konular ve onun nasıl yazılabileceği uzun zamandır düşünüldüğü için, bu iki günlük atölyede herhangi bir kısa yazı çalışması yapmadık. Kadınlar doğrudan kendi anlatmak istedikleri hikâyeleri yazmaya başladılar. Atölyenin sonunda herkes sırayla yazdıklarını okudu. Hep birlikte hem ele alınan konuyu tartıştık hem de yazarın onu nasıl geliştirebileceğini. Ayrıca, yaklaşık 15-20 kadının katıldığı atölye çalışmalarında öne çıkan hikâye fikirlerinin çeşitliliği bizi epey mutlu etti. Henüz kesinleşmemekle birlikte, şimdilik üzerinde çalışılan konulardan bazılarını büyük bir heyecanla paylaşabiliriz.

Foto-5

Foto-7

Örneğin Zehra, ırkçılıkla ilgili bir öykü yazmayı hedefliyor. 1992 yılında ailesiyle birlikte maruz kaldığı bir ev saldırısını anlatacak. Bunun için olayı yaşayan diğer aile fertlerinin hafızalarından da yararlanmayı düşünmüş ve onlarla kısa görüşmeler yaparak notlar çıkarmış. Atölye çalışmasında öykünün girişini yazmaya başladı. Sonra da kadınlarla hikâyenin detaylarını paylaşarak, kurmaca anlatıda hangi kısımları nasıl ele alması gerektiği üzerine derinlikli bir fikir alışverişi yapıldı. Kadınlar, Zehra’nın karakterlerden birini tanıtırken kullandığı “pamuk prenses gibiydi” benzetmesine özellikle itiraz ettiler. Tabii bu itiraz, kadınların edebi metinlerde nasıl temsil edildiğine dair başka bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

Yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarına yeni katılan Serpil, Göçmen Kadınlar Birliği’yle gittiği bir geziyi anı şeklinde anlatıyor. İki yıldır yaşadığı Frankfurt’tan ilk kez bu gezi sayesinde dışarı çıkmış. Onun için değerli. Serpil gezi anısını otobüse bindikleri ilk andan başlayarak anlatmış, gezi yapılan yerin yeşilliklerinden, hayvanlarından ve taze süt arama gibi maceralarından bahsetmiş. Kadınlar, ilk önce, bu gezinin bir parçası olan seminerlerden de bahsedilebileceğini vurguladılar. Daha sonra Serpil’in kapanış cümlesine dikkat çekildi; “Buralar geldiğim yerlere benziyor.” Bunun üzerine GKB’nin çalışmalarından bağımsız kişisel bir gezi yazısının nasıl olabileceği konuşuldu. Özellikle neler benziyordu Serpil’in geldiği yere? Bunu, gezi yapılan mekânı biraz daha tasfir ederek ve ona memleketini hatırlatan benzer ögeleri daha fazla açıklayarak anlatmasını önerdiler.

Foto-4

Selma göçmenlerin her daim gündeminde olan uyum/uyumsuzluk çatışması üzerine bir deneme yazmaya başladı. Başlangıç olarak da, Türkiye’den gelen ailelerin Almanya’da doğan çocuklarında görülen Almanca öğrenme zorluklarından yola çıktı. Almanya’nın göç politikalarıyla birlikte, ailelerin çocuklarıyla bu konularda yaptıkları konuşmaların etkisini vurgulayan Selma’ya göre, ailelerin sürekli karşı tarafı suçlayıcı tavırları, çocuklarda, uyum problemlerine dair doğrudan bir kabullenmeye neden olabiliyor. Selma, profesyonel deneyimi ve gözlemleri sonucunda uyum/uyumsuzluk çatışmasını farklı açılardan ele alan bir tartışma açmaya hazırlanıyor.

Bir diğer deneme yazısını da Elif hazırlıyor ve duygularımızın kökeninde hangi düşünce kalıplarının ve/veya yargıların olduğunu tartışıyor. Atölye çalışmasında yazdığı metni çok soyut bir tartışma olarak değerlendiren kadınlar, daha somut olaylar etrafında duyguların ve düşüncelerin örneklendirilmesini önerdiler. Mesela, bir grev kararını desteklemeye ya da ondan çekinmeye bizi iten sebepler nelerdir? Böylelikle Elif bu tartışmayı işçi hakları, örneğin grevler, ve kadınların mücadelesi, örneğin eşit işe eşit olmayan ücretler, çerçevesinde geliştirmeye karar verdi.

Foto-1

Foto-6

Atölye çalışmasının bir diğer yürütücüsü olan Zahide de öyküsünü yazmaya başladı o gün. Yakından gözlemleme şansı bulduğu bir kadının başından geçen bir hikâyeyi anlatıyor. En yalın anlatımla, olay Almanya’da bir cami avlusunda başlıyor, avluda bulunan bir kadının ayakları ojeli ve ojeli kadının imanını sorgulayan bir de imam var. Bu çerçevede öykü, çok kısaca, kadın olmayı ele alıyor. Zahide öyküsünün giriş taslağını okuduktan sonra tartışma iki farklı yönde ilerledi. Zahide önce nasıl bir ön hazırlık yaptığını anlattı. Anlatının çerçevesini çizmiş, hikayenin akışını nokta nokta maddeler halinde not etmişti. Daha sonra her bir maddenin altında, o anlatıyı zenginleştirebilecek daha detaylı notlar yazmıştı. Kadınlar bu yöntemi kendi çalışmalarında nasıl uygulayabileceklerini düşündüler bir süre. Daha sonra da tartışma Zahide’nin ele aldığı kadınlık üzerine yoğunlaştı. Toplumsal cinsiyet rollerinin dağılımındaki kadın-erkek farklılığının altı çizildi. Kadınların ev işlerini kocalarına bırakmamaları eleştirilirken, erkek çocuklarının da daha küçüklükten evdeki görev paylaşımına dahil edilmesinin önemi vurgulandı.

Atölye çalışmasının son örneğinde Leyla, yazacağı öykülere hazırlık olarak şiirler yazdı. Her bir şiir, öykünün içinde yer alacak farklı temaları işaret ediyor. Leyla şiirlerini okuduktan sonra büyük bir sessizlik oldu. Leyla’nın hem dili hem de anlatacağı hikâyelerin tahayyülü bizi heyecanlandırdı.

Akşam yaklaşırken
kente
Büyüdüğüm kerpiç evler
geliyor aklıma

Kurduğumuz yer sofraları
duvarda kara kızın
kırık sazı
Ve
Sevdam
Sevdam
Memleketim geliyor
aklıma.

 

***

Özlem çekilmez
olursa
Bırak orda bitsin
ayrılık
Ellerin boş kalmaz
döndüğünde
Karanfil sakladım
yüreğimde.

***

Küçük bir kızken
kırmızı bir elbisem
olsun isterdim

Kırmızı kat kat ve üzerinde siyah benekleri olan
bir elbise
Bugün yine istiyorum,
bu elbiseyi
Kırmızı olsun
kat kat olsun
Ama siyah benekleri
olmasın.

***

Foto-8

İki günlük çalışmanın sonunda farklı konulara odaklanan ve farklı anlatı biçimleriyle aktarılacak ne çok hikâyemiz olduğunu gördük. Öte yandan, kurmaca öykü yazma zorunluluğundan vazgeçmemizin kadınların kalemini daha özgür kıldığını fark ettik. Ama en önemlisi, her hikâyenin [göçmen] kadın mücadelemizle ilgili yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmesiydi.

Yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarına ayda iki gün olmak üzere devam edeceğiz. Hedefimiz bu yaz sonuna kadar yazıları tamamlamak. Bunun için takvimimizi oluşturduk bile. Bir de bizim için en kullanışlı iletişim yöntemi olarak proje Whatsapp grubu kurduk. Buradan haftalık okuma parçaları ve bu okumalara dair kısa değerlendirme yazıları paylaşacağız. Tabii bu chat grubunun asıl amacı sıklıkla ihtiyaç duyduğumuz motivasyonu birbirimize sağlamak. Çünkü evet, ya-p/z-abiliriz.

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir