“Dişil Bir Sözlük” İstanbul Yolcusu

Göçmen Kadınlar Birliği (GKB)’nin Frankfurt Tarih Müzesi’nde yürüttüğü Bibliothek der Alten (BdA) projesinin bir parçası olarak geçtiğimiz yıl katılımcı bir sergi hazırlamıştık: “Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük”.

gkb-sergi-defteri-4

Ziyaretçi defterinden

 

Sergi ilk kez GKB’nin 10. yıl şenliklerinde, Kasım 2015’te, Köln’de ziyarete açılmıştı. Daha sonra Haziran 2016’da, Frankfurt Tarih Müzesi’nde BdA kapsamında düzenlediğimiz “Çay Saati”’nde sergilendi ve ilk kez Frankfurt’ta sergi kitapçıkları ziyaretçilerle paylaşıldı. Hem metinlerin hem de görsellerin tamamen GKBli kadınlar tarafından hazırlandığı bu kitapçıklar, 26. Sanat Fuarı-Artist 2016’da yer almak üzere İstanbul’a davet edildi.

Her sene TÜYAP Kitap Fuarı’na paralel olarak düzenlenen Sanat Fuarı-Artist, bu yıl ziyaretçilerini göçmenlik üzerine düşünmeye davet ediyor:

“Artist 2016 bu yıl “Umulmadık Topraklar” başlığı altında galerileri, bağımsız sanatçı gruplarını, küratöryal sergileri, performansları, atölye çalışmalarını, bu yılın konusu ile ilgili çalışan çeşitli sivil toplum kuruluşlarını ve toplumsal hareketleri bir araya getiriyor. Sergi organizasyonunda çok küratörlü, yatay yapılanmayı sağlayarak, önceden tasarlanan bir resmi görünür kılmayı değil, aksine beklenmedik karşılaşmalarla, konturları önceden kestirilemeyen bir formu içeriden dışarıya doğru kurmayı hedefliyor.” (Basın bülteninden)

Davetle birlikte, İstanbul için ne yapabiliriz?, diye düşünmeye başladık ve kitapçık kapağını yenilemeye karar verdik. Fikir alışverişleri, çizim çalışmaları heyecanla sürüyor. Belki her yeni sergi mekânına başka bir yenilikle gideriz. Hatta belki bir gün yepyeni kelimelerle.

Bir müjdeli haber daha, “Dişil Bir Sözlük” Sanat Fuarı-Artist kapsamında ilk kez Türkçe-İngilizce basılacak.

12-20 Kasım tarihlerinde, TÜYAP Sanat Fuarı Artist 2016 “Umulmadık Topraklar” sergisinin Toplumsal Hareketler bölümünde buluşmak üzere!

* Kitapçıklar, TÜYAP Sanat Fuarı Artist 2016’nın desteğiyle yeniden basılıp, ücretsiz dağıtılacaktır. Organizasyon ekibine teşekkürlerimizle. 

Frankfurt Tarih Müzesi’nde Çay Saati’ndeydik!

Geçtiğimiz hafta sonu Frankfurt Tarih Müzesi’nde Çay Saati‘ndeydik. Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük sergisinin de yer aldığı etkinlik alanında, Frankfurt Göçmen Kadınlar Derneği’nin hazırladığı leziz ikramlar eşliğinde çaylarımızı içtik, hem Göçmen Kadınlar Birliği’nin hedeflerini hem de Bibliothek der Alten projesi kapsamında yürüttüğümüz çalışmaları Alman misafirlerimizle konuştuk.

IMG_1136

Bibliothek der Alten küratörü Dr. Angela Jannelli, Frankfurt Göçmen Kadınlar Derneği’ni temsilen Zehra Ayyıldız ve Bda119 proje koordinatörü ve küratörü olarak benim projeyi tanıtan sohbetimizle başlayan etkinlikte, projenin tamamlanan ilk çalışması Göçmen Kadınlar Birliği’nin 10. yılı film gösterimi yapıldı.

IMG_1142

Frankfurt GKB Kadın Korosu‘nun söylediği şarkıların yarattığı şenlik havasında, GKBli kadınlar ve Alman misafirler birlikte şarkılar söyleyerek dans ettiler. Koronun şefliğini yürütüen Yusuf Sönmez’in her şarkı öncesinde yaptığı kısa bilgilendirici konuşmalarla, türkülerin kültürel önemi ve tarihi de paylaşıldı. Misafirlerin koroya gösterdiği yoğun ilgi, BdA119 kapsamında hazırlayacağımız ve somut olmayan kültürel miras çerçevesinde ele alacığımız türkülerin kayıt çalışmasının arşiv malzemesi açısından önemini hatırlattı.

IMG_1139

 

IMG_1140

11 kentten 200’den fazla kadının bir araya gelerek hazırladıkları katılımcı sergi projesi Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük de yine BdA119 kapsamında hazırladığımız projeler arasında ilgi çeken bir çalışmaydı. Misafirler görselleri ve metinleri titizlikle inceledikten sonra, sergi ziyaretçi defterine görüşlerini yazdılar. Serginin görsel ve metinlerinin okunmasını kolaylaştırmak amacıyla hazırladığımız sergi kitapçıkları da ilk kez bu etkinlikte paylaşıldı.

IMG_1141

Saatlerimiz etkinliğin sona erdiğini gösterdiğinde, yeni arkadaşlıklar kurmanın ve samimi paylaşımlar kazanmanın mutluluğunu yaşıyorduk.

 

Gelin, birlikte çay içelim!

Bibliothek der Alten projesi kapsamında, 18 Haziran Cumartesi günü saat 14:00’te, Frankfurt Tarih Müzesi’nde, bir araya geliyoruz. Göçmen Kadınlar Birliği’nin hazırlayacağı çay masaları, leziz sohbetlerimize eşlik ediyor.

Bibliothek der Alten küratörü Dr. Angela Janelli’nin de bizimle birlikte olacağı etkinlikte, Türkiyeli ve Alman kadınlar sorunlara birlikte çözüm üretmek üzere fikir alışverişinde bulunuyor.

Göçmen Kadınlar Birliği, Kasım 2015’te Köln’de düzenlediği şenlikle 10. yılını kutladı. Etkinlik, bu şenlik kapsamında hazırlanan ve Bibliothek der Alten projesinin de bir parçası olan “GKB 10. Yıl” filminin gösterimiyle başlıyor ve daha sonra sohbetimize Frankfurt Kadın Korosu’nun seslendireceği ezgiler dahil oluyor.

Göçmen Kadınlar Birliği'nin ABC'si: Dişil Bir Sözlük

GKB 10. yıl şenliklerinde, Köln’de, Nürnbergli Göçmen Kadınlar, hazırladıkları kelimenin önünde.

Etkinlik mekânında misafirleri bir de sergi karşılıyor. Yine Bibliothek der Alten projesinin bir parçası olarak hazırlanan ve ilk kez GKB 10. Yıl şenliklerinde ziyaretçileriyle buluşan “Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük” sergisi kadınların birbirlerine anlattıkları mücadelelerine ve paylaştıkları deneyimlerine fon oluşturuyor.

10 yıl boyunca yürüttüğümüz projelerden, gerçekleştirdiğimiz etkinliklerden, hazırladığımız basın açıklamalarından, “Kadın” dergimizde yayınladığımız yazılardan ve en önemlisi kadınlarla kurduğumuz ilişkilerden, birlikte mücadelenin kadınlara hissettirdiklerinden hareketle hazırladığımız bu sergide, GKB’nin çalışmalarını, hayata bakışını ve mücadele alanlarını bir araya getiren Dişil Bir Sözlük oluşturduk.

Almanya’nın farklı kentlerinde yaşayan GKB üyeleri, geride bıraktıkları 10 yılı A’dan Z’ye düşünürken hangi kelimelerin, nesnelerin, duyguların ve hatta renklerin onlar için ne anlama geldiğini listeledi ve bölgelerinde yaptıkları tartışmalar doğrultusunda görselleştirdi. Türkçe alfabede yer alan 29 harften yola çıkılarak hazırlanan bu sergiyi 11 kentte 200’den fazla GKB üyesi kadın birlikte hazırladı. (– Sergi Metni)

Siz de 18 Haziran Cumartesi günü saat 15:00’te Frankfurt Tarih Müzesi’ne gelin, birlikte çay içelim. Sizlere, Göçmen Kadınlar Birliği’nin Almanya çapındaki etkinliklerini ve Bibliothek der Alten projesi için Frankfurt’ta yürüttüğümüz çalışmaları anlatmaktan mutluluk duyacağız.

***

Tarih: 18 Haziran Cumartesi

Saat: 14:00

Yer: Frankfurt Tarih Müzesi, Fahrtor 2, 60311, Frankfurt am Main

***

* Giriş ve etkinlik ücretsizdir.

 

GKB 10. yıl kitabı hazırlıklarına başladık

Uzun bir aradan sonra 2 Aralık Çarşamba akşamı Frankfurt GKB, Bibliothek der Alten proje çalışmalarına tekrar başladı.

IMG_6254

Bu çalışmada başlığımız 10. yıl kitabıydı… Toplantıda kitabın içeriği hakkında görüş alışverişi yapıldı. Buna bağlı olarak kafamızda, kesin olmasa da, bir taslak oluştu. Kitabın içinde hangi konular olacak, kimler yazacak, kaç sayfa olmasını istiyoruz, nerede ve kaç adet basılacak, bütçe planlaması… Sergimizin görselleri de olacak kitapta.

Dediğim gibi bir taslak hazırladık ve Çiğdem bu planlamayı bölgelerle paylaşacak, konuları söyleyecek.

Kitapta etkinliklerimizden ve çalışmalarımızdan fotoğraflar da yer alacak. Bu yüzden bölgelerden kuruluşlarından itibaren ellerinde olan poster, flyer, bildiri, fotoğraf vb. rica ediyoruz. Gönderimle ilgili bana sorabilirsiniz.

Son olarak, 10. yıl kitabını 8 Mart kutlamalarımıza yetiştirmeyi planlıyoruz. Her bölgenin kendi etkinliğinde satması hedefimiz.

 

Editörün notu: Heyecandan fotoğraf çekmeyi unutmuşuz, eski toplantılarımızdan bir hatıra… Ekip, aynı ekip. 😉

 

GKB Berlin 10. yıl sergisine hazırlanıyor

Berlin Göçmen Kadınlar Derneği, 10. yıl şenliği için hazırlanan sergi hazırlıklarına 8 Kasım Pazar günü yaptıkları atölye çalışmasıyla başladı. Duygu Aloğlu’nun yürütücülüğünde yapılan çalışmada, bölgeye verilen 4 kelime tartışıldı: Halay, Kahkaha, Pantolon ve Ruj.

 

IMG_1614

 

Her bir kelimeyi tek tek ele alan kadınlar, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak, kelimelerin Göçmen Kadınlar Birliği için ifade ettiği anlamları detaylı bir şekilde tartıştılar. Kadınlara dayatılan toplumsal cinsiyet rollerinin eleştirisi, özgürlük ve eşitlik talebi öne çıkan tartışma başlıkları oldu.

 

IMG_1596

 

IMG_1589

 

Hazırlıklarımızın sürprizini korumak için çalışmadan net ifadeler paylaşmıyoruz, ancak kullandığımız rujun renginden başlayarak, neden iş yerinde etek giyemediğimizi sorgulayarak, bazen sadece rahatlamak için kahkaha atmamızdan bazen de sadece duygularımızı ifade etmek için halay çekmemize uzanan geniş bir alanda,  arada birbirimize itirazlar da ederek, farklı bakış açılarını içinde barındıran zihin açıcı bir tartışma oldu.

 

IMG_1611

 

IMG_1581

 

Kimi zaman kahkahalarla, kimi zaman da aşure servisiyle bölünen çalışmanın sonunda sergi için yazılacak kısa paragrafların ana hatları ve görsel için konseptler ortaya çıktı. Hatta birkaç görselin ön hazırlık çalışmalarını da tamamlayabildik.

Diğer bölgelerin çalışmalarını da hem heyecan hem de merakla bekliyoruz.

Herkesin zihnine sağlık!

 

10. yıl şenliği için sergi hazırlıyoruz

28 Kasım Cumartesi günü Köln’de 10. yılını kutlayacak Göçmen Kadınlar Birliği (GKB), Bibliothek der Alten projesini şenlik alanına taşıyor; sergi hazırlıyoruz.

Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si başlığı altında hem GKB’yi hem de kadınların bugüne kadar verdikleri mücadeleleri anlatıyoruz.

10 yıl boyunca yürüttüğümüz projelerden, gerçekleştirdiğimiz etkinliklerden, hazırladığımız basın açıklamalarından, “Kadın” dergimizde yayınladığımız yazılardan ve en önemlisi kadınlarla kurduğumuz ilişkilerden, birlikte mücadelenin kadınlara hissettirdiklerinden, hareketle hazırlayacağımız bu sergide, GKB’nin çalışmalarını, hayata bakışını ve mücadele alanlarını bir araya getiren Dişil Bir Sözlük oluşturmak istiyoruz.

gkb-sergi-2-

Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük

Eril tahakkümün kadınlara dayattığı dili -ve bu dilin çerçevesinde dayattığı siyasi, ekonomik ve  sosyo-kültürel dünyayı- yeniden tanımlamayı amaçladığımız bu sergide, GKB’nin gündemini oluşturan kelimeleri birer görsel ve kısa metinlerle bir araya getiriyoruz. GKB’nin farklı coğrafyalardan kadınlarla da tanışabilmesi amacıyla, ilerleyen zamanlarda, serginin hem Almanya’nın farklı kentlerinde hem da başka ülkelerde tekrar açılmasını umut ediyoruz.

Sergide yer alacak görseller ve metinlerin yanı sıra, sergi hazırlık sürecinden notlar, fotoğraflar, izleyici görüşleri vb. ile de zenginleştirilecek “sergi kitabı”nı  üç farklı dilde (Türkçe, Almanca, İngilzice) hazırlayarak daha fazla kadına ulaşabileceğimize inanıyoruz. Daha sonra bütün bu çalışmalar, bir sergi yayını olarak, Bibliothek der Alten kutumuzda yer alacak ve 2105 yılına kadar burada korunacak ve sergilenecek.

Almanya’nın farklı kentlerinde yaşayan GKB üyeleri, geride bıraktıkları 10 yılı A’dan Z’ye düşünürken hangi kelimelerin, nesnelerin, duyguların ve hatta renklerin onlar için ne anlama geldiğini listeliyor ve kendi çekecekleri ya da hazır bulunan fotoğraflarla ifadelerini görselleştiriyor. Sonunda 29 görselin yer alacağı bu sergiyi 11 kentte 200’den fazla GKB üyesi kadın birlikte hazırlıyor.

Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı; Eşitlik ve Özgürlük İçin

GKB’nin söyleşiler, danslar, koro türküleri ve konserler ile kutlayacağı 10. yıl şenliği hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

12210785_10153388380364480_1256418530_o

1 yıllık çalışmalarımızı anlatıyoruz

Geçtiğimiz Pazar günü itibariyle Frankfurt Tarih Müzesi’ndeki Bibliothek der Alten projesi için Frankfurt Göçmen Kadınlar Derneği’nin 1 yıllık çalışmalarının belgelenmesi projesinde takvimin sonuna geldik. 8 Mart 2014 ve 8 Mart 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen bütün etkinlikler Niederrad Komisyonu’ndan Serpil Yahyaoğlu ve Ginnheim Komisyonu’ndan Zehra Ayyıldız tarafından fotoğraflandı ve video kaydı alındı. Artık bütün bu belgeleri bir araya getirme ve Frankfurtlu Göçmen Kadınlar’ın 1 yıllık hikayesini yazma zamanı.

DSC_0019

1 yıl boyunca neler yapmışız? Bu etkinliklerden hangilerini ön plana çıkartacağız? Ön plana çıkarmaya karar verdiğimiz etkinlikleri nasıl anlatacağız? Anlatmamıza yardımcı olacak yeterli belgemiz var mı? Eksik belgeleri nasıl tamamlayacağız? 

Bu hikayeyi nasıl anlatacağımız kadar nerede anlatacağımız da önemli bir soru. Sadece hafıza kutusuna mı yerleştireceğiz, yoksa dijital platformda da bir sergileme olacak mı? Hafıza kutusu için nasıl bir belgeleme yöntemi kullanacağız? Fotoğrafları nasıl yerleştireceğiz? Metin ekleyecek miyiz? Eklediğimiz metinlerde ne anlatacağız?

Bütün bu soruları yine Frankfurtlu Göçmen Kadınlar bir araya gelerek yanıtlayacak. 

Grup tartışması toplantılarının çok yakında yapılacağı bu çalışma grubuna katılmak isteyenler info@bda119.de adresine e-posta gönderebilir ya da aşağıdaki yorum alanınaa sadece “Katılmak istiyorum” yazabilirler. Gelin birlikte karar verelim.

Haydi kadınlar, bu sene yine çok çalıştık, şimdi onu layıkıyla anlatma zamanı!

Anahtar kelime ve çağrıştırdıkları

Yaratıcı Yazarlık Atölye’sinde bu kez anahtar kelime tespit edip, bu anahtar kelimenin çağrıştırdığı diğer kelimeler üzerine çalıştık. İlk anahtar kelimemiz “çikolata” oldu. Çikolatanın beş duyumuzda yaptığı çağrışımları tartıştık ve isimlerini koyduk: Tatlı, acı, kremalı, sert, yapışkan, kaygan, yağlı, kakao şekeri kokusu, bademli, fındıklı, sütlü renkli, kahverengi, heyecan, suçluluk, mutluluk, endişe, huzur vs.

IMG_0267

İkinci anahtar kelime “yalnızlık”tı. Yalnızlığın çağrıştığı kelime ve duygular ise şunlardı: Arı vızıltısı, hazmedememe, Flasch Back, korkunç, “niye ben?”, yalnızlığın rengi: gri, kırmızı, siyah, acı bir koku, nane, asit, turuncu bir renk, kalabalık istemek, korku, huzur, sessizlik, sessizliğin sesi, konsentrasyon, kendine zaman ayırma, dışarı çıkma ihtiyacı, sıkıntı, huzursuzluk, kalabalığın içinde yalnız olmak, zorunlu yalnızlık, arkadaş bulamamak vs. Anahtar kelimenin çağrıştırdıkları üzerine tartışıldı ve herkes kendi bakış açısına göre “yalnızlık” üzerine kısa bir kompozisyon yazdı. Kimimize göre yalnızlık kendine zaman ayırmak ve bir başına kalmanın ferahlığıydı, bazılarımız içinse korkuyu, sıkıntıyı ve huzursuzluğu çağrıştırıyordu.

IMG_0275

Bu çalışmayı yapmamızın nedeni, “Kurmacanın Unsurların”da öğrendiğimiz üzere, hikâye ya da öykü sözcüklerle kurulur ve oradaki betimlemeler, tiyatroda dekorun, ışığın yerini tutar tespitinden kaynaklanıyordu. Zira sözcükler, okurun kulağı, eli ve gözüdür. Beş duyuya hitap eden betimlemeler yargı bildiren anlatımlardan daha işlevseldir her zaman. Daha fazla sözcükle en iyi şekilde anlatmanın birinci yolu elbette çok okumaktan geçer. Bu nedenle atölye üyeleri, çalışmaların başlangıcından bu yana, bir yandan daha fazla okumak ve okunanları paylaşmayı sıklaştırarak bunu yaşamın bir parçası haline getirme çabasındalar.

İşte bu seferki çalışmamızın ürünleri:

Yalnızlık

Esma Uran

Yalnızlık nedense insanda derin bir hüznü çağrıştırıyor. Oysa yalnızlık yaşantımızın, insan olarak doğamızın bir parçası.

Dünyaya gözlerimizi yalnız açarız. Çektiğimiz bütün derin acılarda ve mutluluklarda, özünde kendimizle, derinlerdeki bizle başbaşayızdır.

Eğer hayatın güneşli yanında, şanslı yani tesadüfen güzel bir ortama, aileye, çevreye doğmuşsak, yalnızlığımızdan belki biraz kurtulmayı başarmışızdır.

Sosyal bir çevrede, ortak düşünceleri ve amaçları paylaştığımız bir arkadaş grubunda, en önemlisi de en derin ve özel duygu ve düşüncelerimizi paylaşacağımız ve hayatı birlikte yürüyebileceğimiz birini ya da birilerini bulmuşsak, yalnızlık hüzün rengini değiştirerek, ara sıra özlediğimiz bir duyguya dönüşür.

Ve sonuçta hayat yolunda herkesin az ya da çok tattığı yalnızlık duygusu özünde bütün insanları birleştirir.

Çünkü ölürken herkes yalnızdır…

***

Yılbaşı yalnızlığı

Çınar Işık

Yoğun bir gün olacaktı benim için. Yılın her son gününde olduğu gibi sanki bütün bir yıl yiyemediğimiz güzel yemekleri bugün yiyecekmiş gibi hazırlık yapıyorum. Etliler, tatlılar, salatalar, mezeler… Alışkanlık işte, klasik yılbaşı menüsü.

Akşam hep beraber yemekleri yiyoruz. Çocukların ayrı programı var. Yemeğini bitiren bana teşekkür ediyor ve gidiyor. Aaaa, o da ne? Ben yalnız kaldım. Birden bu bana güzel bir huzur veriyor. İlk defa, sakin bir şekilde, abartıdan uzak, yeni bir yıla merhaba diyorum. Mum ışığı, şarap ve ben. Mutluyum. Yalnızlığımı eksiklik olarak görmüyorum. Umarım bu duygularım, ileriki yıllarda da devam eder…

***

Bire

Leyla Çakır

Usulca yataktan doğruldu, bugün canı bir türlü kalkmak istemiyordu. Yatağında uzunca bir süre rüzgârın sesini dinledi. Sonra yavaş yavaş ayağa kalktı, en güzel elbiselerini kat kat giymeye başladı. Saçlarını toplayıp kalın bir şalla örttü, sevdiğiyle ilk buluşmaya gider gibi süslendi. Su güğümünü eline aldı. Kapıyı açıp zamanla yarışıyormuşcasına eşikten adımını atıp dışarı çıktı.

Çeşme iki adımlık yerdi. Kendini çok yorgun hissedip kapının eşiğine oturdu. Evin karşısındaki çınara asılı, renk renk, her biri bir umut, özlem, istek olan bez parçaları sağa sola sallanıp duruyorlardı. Gençken ne kadar çok kadınla birlikte kendisi de  bu ağaca bezler bağlayıp dilek tutumuştu. Şimdi ne için gidecekti, düşündü.

Koca köy sanki uykudaydı. Rüzgârdan, çam ağacından, çeşmenin tüm çevresinde olanlara inat duru ve engin sesinden başka kimseler yoktu etrafta sanki. Birden kuru bir yaprak, akan suyun ahenkli sesine uyarak kendisiyle alay eder gibi etrafında dolaşıyordu.

Birden bir ses duydu, kafasını çevirdiğinde sevdiğinin gülümseyen yüzünü görür gibi oldu. Bire nasılsın diyen komşusunun sesini duymadı, gözleri açık kala kaldı.

Bir yaşam çoktan susmuştu.

***

Korku

Zümrüt

Bir gece yarısı uyanıp, nefes alamadığımda bir “ben ölüyorum” duygusudur, yalnızlık. Her akşam, bir başına sohbet etmenin ne kadar zor olduğunu hissetmektir.

Senin dışında herkesin, hayatın hakkında söz sahibi olduğunu bilmek ve her seferinde ona göre adım atmaktır yalnızlık. Yalnızlık, insanın kendisini öksüz ve yetim hissetmesidir.

Zamansız ve saatsiz, her an yüreğinde çakan şimşeklerin dinmez bir yağmura dönmesidir yalnızlık…

***

Güneş gibi yalnızlık

Zuhal Kulaksız

Yalnızlık benim için, ruhumun yeniden kendini besleyip, yeni bir güne hazırlanması, huzuru yakalamaktır. Duygularımla başbaşa kalmak, hayallere dalmak, kendime zaman ayırmaktır. Yalnızlık, denizin dalgalarından yüzüme vuran güneş ışığı gibi bir ferahlık ve içimin ısınmasıdır. Bir huzur ve duygu yoğunluğu ve kendimi yeniden keşfetmektir.

***

Yalnızlık korkumuz

Serpil Yahyaoğlu

Bazen çok ihtiyaç duyduğumuz, bazen nefret ettiğimiz.

Bence her insan yalnızlıktan önce korkar. En çok korktuğumuz da yaşlılığımızdaki yalnızlığımızdır.

Oysa ki etrafımız şu an çok kalabalık olabilir. Giden gelenimiz, gidip geldiklerimiz. Bazen bu koşturmaca bize “ah keşke kafamı bir dinlesem” dedirtir.

Ama yine de, yalnız kalıp düşündüğümüzde, korkutur “yalnızlık”.

Aslında bence yalnız olmak tek başına olmak değildir. Başlı başına, tek başınasın. Kafan dolu. Bir sürü problemin var. Doluya koyuyorsun, dolmuyor. Boşa koyuyorsun, dolmuyor. Kısacası, yine de yalnız olunmuyor… Yalnızlık, keşke sadece “kafa dinlemek” olsa…

                         

Bu filmin derdi, Göçmen Kadınlar Birliği’nin mücadelesi

4 Ocak Pazar günü yaptığımız belgesel film projemizin atölye çalışmasında ağırlıklı olarak filmin ana teması üzerine tartıştık.

Daha önceki atölye çalışmalarının verimli tartışmaları, çok yönlü görüş ve önerileri ve Çiğdem’in geniş araştırmaları sonucu, belgeselin teması, çekimde yararlanacağımız yöntem, görüşmecilerin ve görüşülecek kadınların özellikleri ve nasıl seçileceği yavaş yavaş belirginleşmeye başladı.

DSC_0250

 

Zehra Ayyıldız’ın hazırladığı belgesel filmimizin taslak tanıtım metni bize oldukça fazla ilham verdi. Zehra arkadaşımız hem derneğimizin hem de göçmen kadınların mücadelelerini anlatan detaylı bir çalışma yapmıştı. Bu çalışmadan yola çıkarak, filmin ana temasının Göçmen Kadınlar Birliği’nin yürüttüğü çok yönlü politik, kültürel ve sosyal çalışmaları temel alan ve kadınların verdikleri mücadeleleri Almanya’daki yaşam hikâyeleri üzerinden yansıtan bir belgesel hazırlamayı düşünüyoruz.

Belgesel çekiminde sözlü tarih yönteminin esas alınmasıyla birlikte, görüşmeciyi yönlendirmeden, onu serbest ve akıcı bir anlatıma teşvik eden sorulardan yararlanılmasına karar verdik. Bu noktada görüşmeleri yapacak GKB kadınlarının kimler olabileceği üzerine düşündük biraz. Hem atölye çalışmasına katılanlar arasından gönüllüler çıktı, hem de biz birkaç kadına teklif etmeyi planlıyoruz. Böylece, belgesel film projemizin yavaş yavaş netleşen çerçevesinde, ilk somut adım olarak, görüşmeyi yapacak kadınların ilk taslak listesini oluşturduk.

DSC_0245

 

Projenin heyecanıyla birlikte belgeselin senaryosunu da konuşmaya başladık. Örneğin filmin açılışında GKB’nin kuruluşunu ve Almanya genelinde, diğer bölgelerde, örgütlenmesini kronolojik anlatan bir animasyon olmasını istiyoruz.

Görüşülecek kadınları nasıl seçeceğimizi konuşurken üç temel kriter belirledik; ilki, Almanya’da doğanlar, ikincisi, çocuk yaşta gelenler ve sonuncusu, yetişkin olarak gelenler. Yetişkin göçmenler için de göç etme sebeplerinden yola çıkarak belirlediğimiz alt kriterler bulunuyor ve çalışmak, okumak, evlilik ve mülteci gibi çok yönlülüğü içeriyor.

 

DSC_0257

Atölye çalışmasında Çiğdem ayrıca bir görüşmenin nasıl yapılacağını detaylı bir şekilde anlattı. Önce belirlenen kriterlere göre bir kadın ile görüşme yapmak üzere iletişime geçilecek, ona proje ve yapılacak görüşmenin kimler tarafından nasıl kullanılacağı anlatılacak ve izin formunu imzalaması rica edilecek. Daha sonra, önceden belirlenen bir günde, tercihen görüşmecinin evinde ya da sessiz ve rahatsız edip görüşmeyi bölecek birilerinin olmadığı bir ortamda, ses ve kamera kaydıyla birlikte, yaklaşık 2-3 saat süren görüşme yapılacak. Görüşmenin ardından görüşme sonrası notları yazılacak. Görüşmecide göze çarpan hal ve tavırlar detaylı bir şekilde not alınacak. Tercihen görüşmenin yapıldığı gün içinde görüşmenin ses kaydı çözülecek. Ses kaydı çözümü sırasında sadece görüşmecinin anlattıkları değil, görüşmecinin bütün tepkileri (ağlaması, susması, kalkıp bir şey getirmesi vb.) detaylı bir şekilde yazılacak. Ses kaydının çözümü, yani transkripsiyon, bittikten sonra da metin üzerinde çalışma başlayacak. Belgeselin daha önce belirlenen temaları, görüşmecinin anlattıkları arasından bulunup, metnin üzerinde işaretlenecek. Böylece, hangi temayla ilgili hangi görüşmecinin anlatısından yararlanılacağının seçilme süreci kolaylaştırılacak. Metin daha sonra Çiğdem’e gönderilecek ve o hem arşivleyecek, hem de kurgu ekibine dağıtımını sağlayacak.

 

DSC_0248

 

Görüldüğü üzere gene çok yönlü ve zevkli bir çalışma yaptık. Bu atölye çalışmasından da hazırlayacağımız belgeselin ön hazırlıklarını içeren ana tema, yöntem, görüşme sorularının hazırlanması, görüşmecilerin ve görüşülecek kadınların seçimi, belgeselin kısa tanıtım metninin çekim öncesi hazırlanması, teknik hazırlıklar, transkripsiyon, görüşmelerin değerlendirilmesi ve kurgusu gibi kafamızda, birçoğumuz için yeni olan, çok değerli bilgiler ve bir o kadar da soruyla ayrılıyoruz.

 

 

 

 

Bana kalbini betimle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Yaratıcı Yazarlık atölye çalışmasında bu hafta Çiğdem Artan’dan kurmacanın unsurlarını ele alan bir sunum vardı. Murat Gülsoy’un “Büyübozumu” kitabından yola çıkarak hazırladığı çalışma kağıtlarında, kurmacanın unsurları olarak olay örgüsü, zaman, betimleme, mekan, bakış açısı, karakterler ve diyaloglar ele alındı. Öyküler kaleme alındığında “neyi, hangi kapsamda, nasıl anlatmak istiyorum” sorularına örnekleriyle birlikte yanıtlar arandı.

DSC_0132

Daha sonra, Sibel Hürtaş’ın, dayak, cinsel şiddet, manevi baskı, çocuğuna yapılan işkence ve bin türlü eziyet karşısında dayanma gücünü yitirip, kocalarını öldüren kadınların hikayelerini topladığı “Canına Tak Eden Kadınlar” kitabından seçilen “Helal” öyküsü sesli okundu ve kurmacanın unsurları açısından ele alınarak üzerinde tartışıldı. Birlikte hikayenin olay örgüsünü çıkartan kadınlar, atölye çalışmasının ilk oturumunda ele alınan kurmacanın unsurlarını öykünün üzerinde inceledi. Okunan öyküden yola çıkılarak yapılan tartışmalarda karakter oluşturma, bakış açısının önemi, farklı diyalog tarzları, flash-back vb. detayların üzerinde duruldu.

 

DSC_0177

Atölye çalışmasında katılımcılardan ayrıca, büyük-küçük, kumaş-taş, sade-parlak vb. çeşitli kalp örneklerinden  birini seçmeleri istendi. “Hangi kalp bana uyar? Bu kalp bende hangi duyguları uyandırıyor? Bu kalbi neden seçtim” sorularından yola çıkan kadınlar, kendi kalplerinin betimlemesini yazdılar.

DSC_0155

 

Anonim yazılan betimlemeler daha sonra yüksek sesle okundu ve katılımcılar birbirinin kalbini tanıyarak “bu yazı, şu arkadaşındır” denildi. Verilen yanıtların yüzde yüz doğruluğu da grup olarak birbirimizi ne kadar iyi tanıdığımızı gösterdi.
KALP BETİMLEMELERİNE ÖRNEKLER:
Esma Uran

Benim kalbim sıcacık, bazen kocaman, bütün bir evreni içine alabilecek kadar engin ve geniş. Bazen küçücük bir serçenin kırılganlığı ve kıpırtısında sanki. Benim kalbimde her zaman sevgi, her zaman umut ve bir o kadar acı var.

Sımsıcak ve kıpkırmızı kalbim içimde taşıdığıyla, yaşanmışlığın acılarıyla, kayıplarıyla, hep kendinden verdiği derin sevgilerle delik-deşik ve yaralı. Ama yumuşak yapısı ve sevebilme yeteneğiyle her zaman kendini yenileyerek, yeni güçlerle tekrar sevmeye hazır, affetmeye hazır.

 

Sidar Aslan

Ben bu küçük “Cinderella” kalbi seçtim. Çünkü bu, çocuksu bir karakteri andırıyor. Halen çocuksu olduğumu düşünüyorum. Çocuk filimlerini, çocuk kitaplarını çok severim. Bir çocuk gibi küçük olaylara sevinmiş ve gene küçük olaylara üzülmüşümdür. Ve bir çocuk gibi çekingenim.

 

Zuhal Kulaksız

Hayatım sıcacık, cıvıl cıvıl, renkli ve o kadar güzel ki.

Her sabah uyandığımda, ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm. Güzel bir gün beni bekliyor, onu nasıl dolu dolu geçireceğimi, o günün hiç bitmemesini, heyecanla günün süprizlerini beklerim. Yaşadığım her anın tadını çıkarırım. Acısıyla, tatlısıyla o günü dolu dolu yaşamasını seven biriyim. Bilin bakalım ben kimim?

DSC_0149

 

Selma Çiçek

Severek, isteyerek yapılmış, emek harcanmış, şekil verilmeye çalışılmış, mıncıklanmış, hasar görmüş, üstüne yazıların en iyisi, isteklerin en güzeli, “herşeyin en iyisi” yazılmış. Doğallığı seçmiş sevgiyi temsil ediyor, görünüşte ediyor da. Dokunmaya sıra geldiğinde karşıdan bakıldığı gibi yumuşak değil, sert. Sevginin sembolü olan kalbi ikinciye itelemiş, sertleşmiş. Mantığın sembolü yok, olsa herkes mantığı seçerdi. Sevgiye hep yer var ama duygusallık görünmezden gelinmiş.

Leyla Kiraz Çakır

Bazen yüreğimde ince bir sızı hissederim. Üzüldüğümde, kırıldığımda susar, karşımdakine bakar ve çeker giderim. Günlerce bir sızıyı yüreğimde taşır, sonunda ya birisine anlatır ya da neden olanı karşıma alır, konuşur “of bee” der rahatlarım.

Zehra Ayyıldız

Bu benim kalbim. Kırmızı. Kırmızı demek, enerji, canlılık, özgürlük, ama aynı zamanda duyarlılık, merhamet, dayanışma, mücadele, azim, hırs, sevgi, aşk, duygu, angaje olmak, emek harcamak, sınıfın kalbi, emekçilerin kalbi, şefkat, kadın, kız, hayat, çocukluk ve bunların hepsidir.

 

DSC_0154

Sevgi Ağlar

Bu önüme konan kalplerin her biri bizi anlatıyor diye düşünüyorum. Kişiliklerimizi yansıtan kalpler ve kalpçikler. Büyüklü, küçüklü, renkli, kapanan-açılan, metalden yapılmış kalpler…

Benim kalbim kapaklı olandan. Dışarıya karşı temkinli olduğumu gösteriyor sanırım. O kapağı açmasını bilmek lazım. Eğer biri açmayı başarırsa, pırıl-pırıl, güvenli, değerli bir mekana demir atmış olacaktır.

Uzun ömürlü bir arkadaşlığın başlangıcı olacaktır. İçimde kocaman bir sevgi var…
Zeynep Çetin

Benim kalbim kırmızı bir kutudan ibaret. Kutunun üzerindeki bir sürü küçük kalplerden oluşan puanlı, çizgili, renkli ve üstünde renklerden oluşuyor.

Büyük kalp kutusu bensem, üzerindeki diğer kalpçikler sevdiklerimdir. Hayatımda bugüne kadar o kadar çok insan tanıdım ki, onlar bana güzel kalplerini bıraktılar. Yeni güzel kalpler tanısam da, bana verilen kalplerden iyilikler aldığımı ve onlardan çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Hayat, birbirimizden aldığımız sevgilerle beslenmiyor mu?

Kezban Karabulut

Evet, karelerim ve noktalarım var düşüncelerimde, olumsuzluklar, bir o kadar da olumlu şeyler. Onu hayat gibi elime alıp dokunduğumda yumuşacık ruhumu okşuyor. Bu benim kalbim. Sevgi dolu. Tam ortasında, yeşil yaprakların arasında kırmızı çilekler toplarım diyorum. Yumuşak ve dayanıklı gözlerim dolu dolu olduğunda kalbime tekrar bir yumuşaklık gelir. Yeşiller pırıldar, kırmızı çilekler yetişir. Hani pamuğun üzerine yağmur yağdığında yapış yapış olur ya, sonra kuruyunca tekrar kabarmaya başlar, sonra güzel bir biçim alır. Hayat da öyle değil mi?

DSC_0188

 

Sevda Su

Bu taş kalbi seçtiğim an, yanımdaki arkadaşların “sen neden bunu seçiyorsun, bu sana hiç uymuyor” demesiyle tam da bunu seçtim.

Benimle ilk karşılaşanlardan,  “ay sen aslında hiç gözüktüğün gibi değilmişsin. Ne kadar yufka bir yürek taşıyormuşsun. İnsan sevgisiyle doluymuşsun vb.” sözleri defalarca duymuşumdur.

Seçtiğim taşın üzerinde, dikkatle bakıldığında kırmızı, canlı bir kalbin olduğu belli olur. Yaşanmışlıkların verdiği duruşum ve bazılarının dile getirdiği “az gülen yüzümün” altında, aslında ne kadar sevgi dolu, belki de sevgiye muhtaç bir kalp taşımak…

 

Saniye Köse

Kalbime ayna tutduğumda altın gibi, aynı zamanda katı ve sert olabiliyorum. Otoriter ama onun altında pozitif bir ışık ve umut hep var. Kah üzgün, kah kederli, kah eğlenceli ve renkli. Bir gökkuşağı gibi aynı. Mesafeli ve kırılgan. Ancak dostlarından hiç bir zaman yardım elini çekmeyen, iyi ve kötü günlerinde onlara destek olan. Kırılınca da, affetse bile güvenmeyen bir kalp. O benim, benim gözümle…
Fatma Saraç

Ben içi-dışı bir olan, herkese çabuk inanan, karşımdaki kişileri kendim gibi gören, insanlara çok değer veren, yalandan nefret eden, mücadeleci biriyim. Çok güçlü bir kişiliğim var. Sözümde dururum. Kendimi bazı yerlerde ifade edemem. Çocukluktan beri yaşadıklarım beni alıngan, merhametli, ince düşünceli, fedakar, karşılık beklemeyen biri yaptı. Kini ve nefreti sevmem. Hassas ve kırılganım. Çalışkan ve becerikliyim. Arkadaşlarla, sosyal ilişkilerim iyidir. Her türlü zorluğa karşı ayakta duran biriyim. Üretkenim.