#8Mart Binbir Renk Cümbüşüyle Hep Yeniden Var Olmak

Göçmen Kadınlar Birliği, Almanya’nın 20’den fazla kentinde faaliyet gösteren dernek, grup ve komisyonlarının düzenlediği etkinliklerle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü‘nü kutluyor. Ayrımcılığa, ırkçılığa, sömürüye karşı mücadele eden göçmen kadınların tarihini bir araya getirmeyi amaçlayan BdA119 arşiv projesinin 8 Mart mesajını Esma Aydınlık Uran kaleme aldı: Binbir Renk Cümbüşüyle Hep Yeniden Var Olmak.

"Dişil Perspektiften Dünya!" -- Sandık

Göçmen Kadınlar Birliği “Dişil Perspektiften Dünya!” Sergisi, Temmuz 2017, IG Metall–Haus Berlin

 

Yaşamın kıyısında
Bahar usul adımlarla yaklaşıyor yine..
Toprağı delen nergisler, tomurcuğa duran ağaçlar, kuşların neşeli çığlıkları sıcak günlerin müjdecisi artık.
Doğada tekrarlanan değişmez kural, şaşmaz bir istikrar..
Kışın o soğuk ve karanlık,
ölümle yaşamın sınırında yaralarını  sarıp,
binbir renk cümbüşüyle hep yeniden var olmak.
Bahar geliyor yine..
Oysa insan yaşamın kıyısında artık..
Ayrı düştü doğadan, özünden.
Karanlık ve soğuk günlere,
kendi kışına koşuyor korkunç bir hızla.
Bahar geliyor usuldan..
İnsanlığın ayıplarını yeşil örtüsüyle kapatmaya çalışarak..
Dökülen kanı, talanı, çok nefreti ve kini yağmurlarıyla yıkamaya çalışarak..
Bahar geliyor yine,
aydınlığı güne katarak..
Umut kuşun kanadında, bak..
Umut kardelende, nergiste,
umut çiğdemde..
Kimbilir belki birgün insan da yaralarını sarmış, sevgi ve barışı keşfetmiş olarak çıkacak  bahara..
Binbir rengin ahenkle, binbir dilin coşkuyla, binbir kalbin kardeşçe yaşadığı günlere..

01.03.18, esma

 

BdA119 arşiv projesinde yer alan Frankfurt GKB Korosu, geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen 8 Mart Şenlikleri kapsamında türkülerini yine coşkuyla seslendirdi.

Türküler Bize Ne Anlatıyor?

2017’nin son atölye çalışmasını, 4-5 Kasım tarihlerinde, memleket ezgileriyle yaptık. Frankfurt’ta kadınlar niye türkü söylüyor? Almanlar ve diğer göçmen topluluklarıyla karşılaşmalarda neler yaşanıyor? Repertuvar neye göre oluşturuluyor? Kürtçe türkü söylemek ne hissettiriyor? Türküler bize ne anlatıyor?

GKB-11

Elif Durmaz, Gülşen Balaban, Başak Ünal, Gülsüm Yavuz, Çınar Işık, Esma Uran, Leyla Kiraz-Çakır, Jale Çelik, Elif Telli, Gülseren Pelit

 

Çalışmanın ilk gününde, Göçmen Kadınlar Birliği çatısı altında oluşturulan Frankfurt Kadın Korosu’nun tarihçesiyle başladık ve türkünün somut olmayan kültürel miras değerini konuştuk. Koro çalışmasına katılmak için üye olmanın gerekli olmadığını söyleyen kadınlar, Türkiyeli olmayanların da çalışmalarına katılmasını çok arzuladıklarını belirttiler. Daha sonra koro çalışmasına katılmanın kadınlar açısından anlamını değerlendirdik. Bir kısmı koronun, Türkiye’ye, geçmişe, çocukluğa bir sesleniş olduğunu söyledi, bir kısmı da sadece türkü söyleyebilme eyleminin değerini vurguladı. Devam ettirmeye özen gösterdikleri başka ananelerin de olduğunu dile getiren kadınlar, örnek olarak Türk kahvesi ve aşureyi gösterdiler. En çok yemek kültüründen ödün verilemiyor.

GKB-1

Çalışmanın ikinci günü doğrudan türküler üzerine çalıştık. Kadınlar, söyleyecekleri türküye karar verirken özgür olduklarını, herkesin bir öneride bulunduğunu ve birkaç deneme yaparak kendi seslerine en uygun olanlarını aradıklarını söylediler. Ayrıca her sene yeni repertuvar hazırlamaya özen gösteriyorlar, çünkü hem seslendirmek istedikleri çok fazla türkü var hem de dinleyicilerinden o yönde talep geliyor. Türkiye’nin dil çeşitliliğine de özen gösterdiklerini dile getiren kadınlar, özellikle Kürtçe türküler söylemeyi seviyor. Kürtçe konuşulan topraklardan gelen kadınlar için bu türküler, kulaklarında kalan ama artık tam olarak konuşamadıkları ana dilleriyle o coğrafyalarda yaşanan mücadelelere uzanan bir ses. BdA119 arşivi için kaydedecekleri şarkıları da bu yaklaşımla seçtiklerini söyleyen kadınlar, daha sonra, kayıtta yer alacak türkülerin tek tek hikâyelerini anlattılar. Çalışma, koro şefi Yusuf Sönmez’in de katılımıyla yapılan prova çalışmasının ardından sona erdi.

Kadınlar çalışmaya, koro disiplinine uygun, tek renk siyah giyinerek  geldiler. Bunun bir sebebi de hazırladığımız arşiv materyalinin formatı tabii ki. İki gün boyunca bütün atölye çalışmasını hem sesli hem de görüntülü kaydettik. Ayrıca kadınlar, dağıtılan soru formlarını doldurarak düşüncelerini yazıya da döktüler. Çalışmadan topladığımız malzemeyle hem kitapçık hem de kısa film yapmayı hedefliyoruz. Her buluşmamızda projenin çapını genişletmeye devam ettiğimizi siz de fark ettiniz mi?

GKB-10

Bu arada, koronun stüdyo kaydı Kasım ayının son haftasında. Altyapıları Yusuf Hoca hazırlamış bile. Kadınlar çok heyecanlı. Kaç gün süreceğini bilmiyoruz, en iyisi olana kadar söyleyeceğiz, diyorlar. Stüdyonun hediyesi olarak, kayıt günü görüntülerinden bir video geleceği de müjdelendi. Daha ne demeli? Şen ola Frankfurt Kadın Korosu, şen ola!

 

Koro çalışmasına katıldım, çünkü…

 

Koro çalışmasına katılma sebebim türkü dinlemeyi ve söylemeyi sevmem; kadınlarla birlikte, yani bir birlik dayanışması içinde ortaya güzel şeyler koymak. Bu işin aynı zamanda tekniğini de öğrenmek; Almanya’da yaşadığımız için büyüdüğümüz kültürü yaşatmak ve geldiğimiz kültüre olan ön yargıları biraz da olsun yok etme isteği. — Başak Ünal

 

Koro çalışmasına katıldım, çünkü kendim için bir faaliyette bulundum. Bana çok iyi geldi. Değişik arkadaşlar edindim. Bir de bana türkü söylemek çok iyi geliyordu. Türkü söylemeyi çok seviyorum. Bir de kendime zaman ayırdığım için çok mutlu oluyorum. Arkadaşlarla olmak, türkü söylemek güzel… — Nermin Başkavak

GKB-4

 

GKB Frankfurt Kadın Korosu benim için …… ifade ediyor.

 

Kadın çalışmalarını seviyorum. Korodan dolayı birçok kadın arkadaşım oldu. Tek kelime ile seviyorum. Kadının gücüne inandığım için kadın korosunda yer alıyorum. — Gülsüm Yavuz

 

Birlikte bir şeyler yapmayı. Farklı dilden ezgileri aynı duyguları hissetmeyi yani duyguların dili-dini-ırkı olmadığını fark ettiriyor. Türküleri anlamak için farklı dilleri bilmek zorunda değiliz. Bunu fark ediyorum. — Leyla Kiraz-Çakır

GKB-7

 

Almanya’da …… geleneklerini sürdürüyorum, çünkü … … .

 

Yaşadığım, çocukluğumun geçtiği yörenin, ailemin, ülkemin geleneklerini, yemek türleri, davranış biçimleri, giyim, ev eşyaları, türküleri canlı tutmaya, yaşatmaya, çocuklarıma öğretmeye çalışıyorum. — Esma Uran

 

Özümüz, kökümüz. Çocuklarımıza miras. — Jale Çelik

GKB-6

 

Almanya’da türkü söylüyorum, çünkü … … .

 

Türkülerimizin kaybolmasını, unutulmasını istemiyorum. Herkes tarafından güzelliklerin paylaşılmasını istiyorum ve önem veriyorum. Bana bir nebze de olsa geldiğim ve doğduğum yerin, vatanın hasretini, özlemini gideriyor. — Gülşen Balaban

 

Türkü bir duruştur. Sesleniştir. Kendi kültürünü aktarmaktır. Neden Almanya’da? Burada köklerime döndürdüğü için, içinden geldiğim kültürü, yaşanmışlığı miras olarak alıp ileriye taşımak için. — Elif Telli

GKB-3

 

Hangi türküleri söyleyeceğimizi seçerken … …’ya dikkat ediyoruz.

 

Eskiden söylenmiş ama güncelliğini yitirmemiş olan türküler olmasına. Söylendiğinde sadece türkü olarak dinleti değil de, sözlerinde dinleyenlere bazı mesajlar vermesine dikkat ediyoruz.Benim için kendi kültürümden gelen türküler olursa daha zevk alarak söylüyorum. Koro olarak söyleyebileceğimiz türküler olmasına. — Çınar Işık

 

Barışa yönelik türküleri severek birlikte karar veriyoruz. — Gülseren Pelit

GKB-2

 

Kürtçe şarkı söylemek benim için … … ifade ediyor.

 

Çok önemli, çünkü Kürtçe türküleri dinleyerek büyüdüğüm için aynı zamanda Kürtçe türküler benim için çok anlam ifade ediyor. Ezilen bir halkın yıllar boyu yaşadığı baskıyı, zulmü, sevdayı, ezilmişliği, ağıtları, acıları çok iyi anlattığına inanıyorum. Tabii ki özlemleri ve umudu.— Elif Durmaz

 

Kürtçe bilmiyorum ama severek dinliyorum ve Kürtçe, Zazaca türkü söylemesini de seviyorum. İlk Kürtçe türküyü yıllar evvel Şiwan’dan dinlemiştim ve çok duygulanıp ağlamıştım. Arkadaşım bana, “anlıyor musun?” diye sorduğunda, “hayır, ama beni başka diyarlara götürdü”, demiştim. Ezilen ve hor görülen bir halkın ezgileri de bir başka türlü ifade ediyor kendini. Türkçe’ye çevirdiğim zaman içeriğinin aşk türküsü olduğuna şaşırmıştım…. — Gülşen Balaban

GKB-12

GKB Frankfurt Kadın Korosu ve Koro Şefi Yusuf Sönmez

 

***  Video ve fotoğraf çekimi için Bayram Aksu’ya teşekkür ederiz.

Hüznün Rengi

IMG_3686
Hüznün Rengi

Eylül sabahı tülden örtüsüne bürünmüş yine,
havada sonbaharın kokusu…
Göç eden kuşların çığlığında
uzak yazların sevinci…
Güneşin bütün görkemiyle sisleri yırtan kızıllığında umut, sevda, sıcak günlere özlem…
Eylül’ün binbir rengi bütün hüznüyle ruhumu sararken,
nedendir bilmem,
aklım hâlâ Temmuz’da kaldı…

28.09.2017, Esma Uran

Bir Yıla Kaç Etkinlik Sığar?

Sanatsal hafıza projesi Bibliothek der Alten için hazırladığımız arşiv çalışmasının önemli bir bölümünü Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin bir yıl içinde düzenlediği ve katıldığı etkinliklerin dokümentasyonu oluşturuyor. Bu projenin amacı, bir yıl içinde kadınların  hangi tür etkinliklerde ne kadar sık bir araya geldiğini belgelemek. Bu bağlamda, 17 Eylül Pazar günü yaptığımız atölye çalışmasında, arşivleme, envanter listesi oluşturma ve arşivden materyal seçme konularına odaklandık ve dokümentasyon çalışmasının yapılacağı tarih aralığı olarak, Bibliothek der Alten projesine ilk katılım çağrısını yaptığımız Ağustos 2014 ile Frankfurt GKB’nin yaz tatiline girdiği Haziran 2015 arasını belirledik.

20170917-4

20170917-3

Atölye çalışması öncesinde, çalışmanın yürütücüsü olarak, Niederrad Komisyonu’ndan Serpil’in, ve Ginnheim Komisyonu’nan Zehra’nın 2014 ve 2015 yıllarındaki etkinliklerden bir araya getirdiği fotoğrafları, tek bir dosyada birleştirip envanter numaralarını belirleyerek örnek arşiv listesini oluşturdum. Atölyeye, bu listedeki kalemlerin ne anlama geldiğini konuşarak başladık. Daha sonra, yer alan etkinlikleri yeniden gözden geçirdik. Son olarak da arşiv materyallerini—fotoğrafları—birlikte inceleyerek, arşivin temsiliyet gücünü değerlendirdik.

20170917-1
Arşiv listesinde dikkati çeken ilk konu, 2 haftada bir düzenli yapılan koro çalışmalarının, resim ve el işi kurslarının ve Frauencafe buluşmalarının listede yer almaması oldu. Bu düzenli etkinliklerin dokümentasyon çalışmasında yer alıp almaması; eğer yer alacaksa da nasıl dahil edileceği üzerine fikir alışverişinde bulunduk. Yıllar içinde süreklilik kazanan bu çalışmalar kadınlar açısından olağan etkinlikleriydi ve listenin gündeme dair organize ettikleri ya da katıldıkları etkinliklerden oluşacağını düşünüyorlardı. Oysa, GKB’yi hiç tanımayan biri bu sürekliliği ancak etkinlik takviminde görürse anlayabilir. Bu sebeple, bu çalışmaların da, yine ilk taslak listede kendine yer bulamayan ikinci el pazarı, film akşamları, sokak festivalleri vb. etkinliklerle arşiv listesine eklenmesine karar verildi.

20170917-5

Arşiv dosyasında yer alan materyallerden bazıları etkinlikleri temsil edemeyecek nitelikteydi. Bu sebeple, arşivi genişletmeye ve GKBli kadınların kişisel arşivlerinden materyal talep etmeye karar verildi. Bu bağlamda, Zehra arşiv listesini yeniden çalışma ve Serpil de kadınların kişisel fotoğraf arşivlerinden yeni materyaller toplama görevlerini aldılar. Görev dağılımıyla birlikte arşiv çalışmasının adımlarını da  aşağıdaki gibi kararlaştırdık:

– Zehra, etkinlik listesini güncelleyecek;
– Kadınlar kişisel arşivlerinde bulunan fotoğrafları Serpil’e iletecek;
– Serpil, yeni gelen fotoğraflara envanter numarası vererek arşiv listesine ekleyecek ve dosyalayacak;
– Arşiv listesi tamamlandıktan sonra kadınlar, yapılacak atölye çalışmasında bir araya gelerek, materyalleri beraber seçecek;
– Seçilen materyaller üzerinden kadınlar etkinlikleri kendi aralarında paylaşarak kısa bilgilendirme notları yazacak;
– Fotoğraflar ve metinler bir araya getirilerek grafik tasarıma iletilecek.

Dokümentasyon çalışmasının nasıl sunulacağı da atölyede tartışılan konular arasında yer aldı. Kadınların çoğunlıukla cep telefonlarıyla çektiği fotoğraflarda çözünürlük, ışık, netlik vb. problemler yer aldığı için görsel sunumu grafik tasarım aşamasına geldiğimizde yeniden ele almaya karar verdik. Kadınlar, fotoğrafların grafik dilinin düzenlenmeye ihtiyacı olduğu konusunda hemfikirdi.

20170917-6

Bitirirken, bahsetmemek olmaz, dokümentasyon atölye çalışmasına Zehra’nın kadınlara hediye ettiği hasır şapkalar damga vurdu. Arşivlemeye odaklandığımız bir günde şapkaların çalışmamıza kattığı neşeyi belgelememek de olmazdı. Gelecek 1 Mayıs yürüyüşünde GKBli kadınları hasır şapkalarından tanıyabilirsiniz.

Yazmaya henüz başladık

Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin yeni dönem çalışmalarının ilk ve kısa yazılar kitabının son atölye çalışmasını, geçtiğimiz hafta sonu, 16 Eylül Cumartesi günü yaptık.

20170916-2

Atölye çalışmasında, üç yıla yayılan çalışmaların ardından tamamladığımız kitabı ve proje sürecini değerlendirdik. Metinlerin son hallerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan son taslak kopyayı bütün kadınlar atölye öncesi okumuştu. Atölye günü, önce kendi yazma deneyimlerinden bahsettiler ve daha sonra, birbirlerinin yazılarını yorumladılar.

20170916-3

20170916-4

Yazma sürecinde, daha çok kitap okuma ihtiyacının ortaklaşan bir konu olduğu görüldü. Kadınlar, yazmaya başladıklarında hem daha çok kitap okumaya başlamışlar hem de daha önce okudukları kitaplara yeniden dönüp bakmışlar. Özellikle, betimlemelere ve diyaloglara dair örnekleri incelemişler.

20170916-1

20170916-5
İlk sözü alan Leyla, kadınların içindeki zenginliği dile getirerek tartışmayı açtı: “Bize kimse şu bardağı alın anlatın, demedi. Herkes kendisi yazdı öykülerini. Gerçekten, insanlardaki o birikimi de fark ediyorsunuz.” Leyla’nın dikkat çektiği bir diğer konu, kaleme aldığı öyküyü geliştirmek üzere çalışırken, uzun yazdığında anlatıdaki duygunun kaybolduğunu fark etmesiydi. Türkçe yazarken yaşadığı kelime sıkıntısından bahseden Zehra, bu eksikliğinin betimlemelerine yansıdığını düşünüyordu. Esma, yazarken değil ama yazının sonunda, bitirirken, çok zorlandığını söyledi. Hikâyesinin politik içeriği oldukça beğenilen Elif, projenin başında yazabileceğini hiç düşünmediğini, ancak yazmaya başladığında daha sayfalarca anlatabileceğini fark ettiğini dile getirdi. Selma, diğer kadınlardan dinlediği ve kendisinin de benzerini yaşadığı yazma sürecini travma çalışmalarına benzetti. Ele alınan her konunun bir toplumsal travmayı işaret ettiğinden ve aslında yazmanın, geçmişle hesaplaşma anlamında bir terapi olabileceğinden söz etti. Yazı yazmaktan çok keyif aldığını vurgulayarak söze başlayan Zahide, yazma deneyiminin oldukça subjektif olduğunu belirterek, kaleme aldığı kurmaca öyküyle aynı konuyu işleyen politik bir makale arasındaki farkın tam da bu noktada bulunduğunun altını çizdi. Türkiye’den Almanya’ya göç eden annesinin, henüz aynı dili konuşamadığı zamanlarda babasıyla tanışmasını kaleme alan Funda, yazma sürecinin hem kendisi hem de ailesi için ne kadar duygusal geçtiğini anlattı. Metnini önce ilk dili olan Almanca yazıp daha sonra Türkçe’ye çeviren Funda, çeviride o duygunun kaybolmasından dertliydi. Bu da bizi, atölyenin sonunda, yazıların çevirisini, kapak tasarımını ve en önemlisi de kitabın ismini tartışmaya yöneltti.

20170916-7

20170916-6

Atölye çalışmasında önerilen kitap isimlerinden hiçbiri tam olarak içindeki kısa yazıları tanımlamaya yetmiyordu. Akıllara ilk gelen başlık önerileri ya fazla romantik ya da çok sık kullanıldığı için klişe bulundu. Başlıkta göçmen-kadın-deneyim vb. ifadelerin yer almamasına özellikle vurgu yapan kadınlar, hem isim hem de yayın konusunda aceleci davranmamaya karar verdiler.

Kitapta, Medine Aydınlık, Elif Durmaz, Esma Uran, Leyla Kiraz Çakır, Selma Geren Çiçek, Susanne Funda Schäferr, Zahide Yentür ve Zehra Ayyıldız’ın, düz yazının farklı ve bazen iç içe geçen türlerinde kaleme aldıkları metinler yer alıyor. Hiçbir konu paylaşımı olmadan, kadınların her biri, farklı bir toplumsal tartışmaya odaklan yazılar ortaya çıkardılar: Türkiye’de öteki olmak, grev hakkı, namus kavramı, uyum ve uyumsuzluk tartışması, farklı dillerin aşk hikâyesi, müslüman cemaatte diğer kadın olmak ve Almanya’da ırkçı saldırılar.

20170916-8

Yoğun geçen yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarının ardından, kısa yazılar kitap projesini tamamlamanın neşesini taşıyoruz. Hafta sonu programlarından, aileleri ve arkadaşlarıyla geçirecekleri vakitlerinden ve hatta yaz tatillerinden zaman arttırarak projeye katılan, hem kendi yazdıklarını hem de diğer kadınların metinlerini ilgiyle tartışan, yapılan yorumlar doğrultusunda—yılmadan—metinleri tekrar tekrar yazan bütün Frankfurt GKB yazarlarına, atölye yürütücüsü olarak, gönülden teşekkürü bir borç bilirim. Onların ilgisi, yazma isteği ve azmi olmadan atölye çalışmalarının hedefine uygun tamamlanması mümkün olmazdı. Hem bu kitabın yazarlarının yeni metinleri hem de proje teslim tarihine yetişemeyip henüz taslak halinde olan ve ileride yapmayı planladığımız atölyelerle tamamlamayı arzuladığımız yazılar için de şimdiden heyecanlıyız. Anlatacak çok hikâyemiz var ve yazmaya henüz başladık.

Hat jeder Regentropfen seine eigene Geschichte?

In der letzten Schreibwerkstatt vor den Sommerferien sind die Frauen wieder zusammengekommen und haben verschiedene Schreibstile ausprobiert.

Die geschriebenen Texte wurden laut in der Gruppe vorgelesen. Daraufhin wurde gemeinsam über das Vorgelesene diskutiert. Des Weiteren wurden gegenseitig Erfahrungen ausgetauscht.

In diesem Workshop wird über die Rolle der Frauen, Rassismus, Arbeitnehmerinnenrechte, Frauenrechte, Sehnsüchte und Integration in Deutschland gesprochen. Zusätzlich wurde rege darüber diskutiert, welche Rolle der Frauenverband in ihrem Leben einnimmt. Diese Themen wurden auch in ihren Geschichten wiedergegeben.
In diesem Sinne wird in den Workshops nicht nur die stilistischen Aspekte, sondern auch die inhaltliche Diskussion gefördert, was die Arbeit noch umfangreicher macht und somit eine Bereicherung ist.

Zum Beispiel hat die autobiografische Geschichte von Elif, welche den Streik behandelt, den sie selbst erlebt hat, dazu geführt, dass die Frauen sich an Erlebnisse aus ihrem eigenen Leben erinnert haben. Auf diese Weise wurde das Thema Streik und Gewerkschaft besprochen und auch persönliche Erfahrungen von den Frauen geteilt.
IMG_0107

„Sie hat sich ans Fenster gesetzt. Während sie aus dem Fenster schaut und sich mit ihren Kolleginnen unterhielt. Sie bemerkt die Regentropfen, die ans Fenster klopfen. Es hat angefangen zu regnen, sagt sie zu ihrer Kollegin und beobachtet, wie die Regentropfen das Fensterglas hinab rutschen und sich auflösen. Dabei fragt sie sich, ob jeder Regentropfen seine eigene Geschichte hat“ – Elif

Der einfache Schreibstil und die Schwerpunkte der Beschreibungen am Anfange haben den Frauen gefallen. Der Ort der Handlung, die Fabrik, der eigentliche Streikgrund und andere Dinge, die in der Handlung nicht so klar dargestellt wurden, haben die Frauen angemerkt.

Zu langen Diskussionen führten auch die Texte von Selma.
Als Sonderpädagogin und als derzeit tätige Erzieherin in einem Kindergarten, hat sie ihre Beobachtungen auf die Problematik der Integration der Kinder und deren Eltern fokussiert.
Hierbei ließ sie die Integrationspolitik der Regierung beiseite und stellt diese Frage:
Wieweit wollen die MigrantInnen sich hier integrieren?
In diesem Kontext brachte Selma die Klischees der oft verwendeten Argumente hervor. Insbesondere betonte Selma das Erlernen der deutschen Sprache als elementar wichtig.

Sie gab einige Beispiele von den Vorurteilen der Türkeistämmigen in Deutschland wieder:
„Die Deutschen haben zu viele Regeln, alles ist diszipliniert, sie sind nicht locker, sie sind langweilig; unsere Bräuche und Gepflogenheiten sind besser…“

IMG_0126
Egal in welchem Alter wir sind, wir müssen die Sprache der Gesellschaft lernen, in der wir leben. Die Sprache zu lernen, bereichert unser Leben. Es ermöglicht vor allem, eine bessere Arbeit zu bekommen, die Gesetze und die eigenen Rechte zu kennen und auch in der Lage zu sein, soziale Kontakte zu schließen.

„Ich kenne viele Frauen, die seit 40-50 Jahren in Deutschland sind, 3-4 Kinder groß gezogen haben und gerade 50 deutsche Wörter kennen“

Her bir yağmur damlasının da hikâyesi var mıdır?

Yaz tatili öncesi düzenlen son yazı atölyesinde kadınlar yine bir araya geldiler ve düz yazının farklı türleri üzerinde birlikte çalışmaya devam ettiler.  Kadınlar, yazdıkları metinleri yine yüksek sesle okuyup kolektif bir çalışmayla, kendi deneyimleri üzerinden, tartıştılar.

IMG_0105
Yazı atölye çalışmasında kadınlar, ırkçılık, işçi hakları, Almanya’ya uyumluluk, kadın hakları, özlemler, GKB’nin hayatlarındaki rolü vb. konularında yazmaya ve birlikte düşünmeye devam ettiler. Bu bağlamda metinlerin sadece edebi tür tanımları çerçevesinde biçimsel değil, aynı zamanda içerik olarak da tartışılması, düzenlenen yazı atölyelerinin GKB çalışmalarını nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor.

Örneğin, işçi hakları üzerine yazan Elif’in otobiyografik öyküsünde ele aldığı grev hikâyesi, kadınların kendi yaşadıkları benzer durumları hatırlamalarına aracı oldu. Bu vesileyle hem fabrikalardaki grev hakları, sendikalar vb. başlıklar yazı atölyesinde gündeme geldi hem de Elif’e öyküsünde kullanabileceği bazı kişisel deneyim aktarımları oldu. Elif’in yazı dilinin sadeliği ve öykünün girişinde ağırlıklı olarak yer verdiği betimlemeler kadınlar tarafından oldukça beğenildi. Hikâyenin geçtiği yer, fabrikada çalışılan bölüm, grev örgütlemeye doğru giden süreci başlatan asıl kıvılcım vb. metinde çok net anlaşılmayan noktalar da yine kadınlar tarafından vurgulandı.

“Cam kenarına oturdu. Bir yandan dışarıyı izliyor, bir yandan da arkadaşıyla sohbet ediyordu. Cama vuran yağmur damlalarını fark etti. Yağmur başladı, baksana, dedi arkadaşına ve camdaki her yağmur damlasının nasıl da süzülerek kaybolduğunu izledi. Acaba, diye geçirdi kafasından, her bir damlanın da hikâyesi var mıdır?” — Elif

IMG_0107

Kadınların yazdıkları arasında uzun uzun tartışmaya neden olan bir diğer metni de Selma kaleme almıştı. Uzmanlığı engelli eğitmenliği olan ve şu an anaokulu öğretmenliği yapan Selma, gündelik hayatta karşılaştığı, çocuklar ve ailelerde gözlemlediği uyum problemlerine odaklanıyor. Her daim devlet politikası olarak tartışılan uyum yasalarını ve entegrasyon çalışmalarını bir kenara bırakarak şu soruyu soruyor: Yabancı kökenli insanlar yaşadıkları ülkeye ne kadar uyum sağlamak istiyor? Bu bağlamda gündelik yaşamda “uyumsuzluklarla” ilgili sıklıkla kullanılan “klişe bahaneleri” bir araya getiren Selma, özellikle yabancı kökenlilerin neden Almanca öğrenmesi gerektiğinin üzerinde duruyor.

Çocuğumuz yaramazlık yapınca, bak seni Alman komşuya veririm, diye tehdit edersek; Almanların çok gereksiz kuralları var, her şeyin zaman ve kuralla sınırlamışlar ve hepsi çok sıkıcı; bizim örf ve adetlerimiz daha güzel; dilleri kaba gibi klişe laflar ve bahaneler uydurmak durduk yere güç kavgası oluşturmakta ve bizlerin içinde yaşadığımız topluma uyumunu zorlaştırmakta.
Hangi yaşta olursak olalım, içinde yaşadığımız toplumun dilini öğrenmemiz gerekiyor. En önce dili öğrenerek kendi yaşantımızı zenginleştiririz. Her yönden daha iyi iş imkanı, yasaları tanıma ve haklarının bilincinde olma, daha fazla insanla arkadaşlık edebilme özgürlüğü kazanırız. 40-50 yıldır Almanya’da yaşayan kadınlar tanıyorum, her biri en az 3-4 çocuk büyütmüş ve öğrendikleri kelime sayısı 50’yi geçmiyor. — Selma

Çıkarın Kâğıt Kalemi, Hikâyelerimizi Yazıyoruz

Çeşitli sebeplerle bir süre ara vermek zorunda kaldığımız BdA119 projesinin atölye çalışmalarına geçtiğimiz hafta sonu yeniden başladık. 22-23 Nisan tarihlerinde Frankfurtlu göçmen kadınlarla bir araya gelerek hazırlayacağımız kısa öyküler kitabı üzerine çalıştık.

Foto-2

BdA119 projesini hazırlamaya başladığımız ilk dönemlerde yapılan yaratıcı yazarlık çalışmalarında, öykü nedir, hikâye ögelerini neler oluşturur, mekân tasviri nasıl yapılır vb. konular üzerinde durmuş ve farklı yazarların metinleri üzerinde bu noktaları tartışmıştık. Kadınlar, bu dönemde yaptığımız atölye çalışmalarının ikinci yarısında yer alan kısa yazı çalışmaları sayesinde “ben asla yazamam, ne yazacağımı bilmiyorum, bende o yetenek yok” gibi çekincelerini ve korkularını geride bırakmışlardı. Ancak gelinen noktada, kadınların hepsinin kurmaca bir öykü yazmak istemediğini gördük. Düz yazının başka türleri olduğu için de biçim olarak öyküde ısrarcı olmaktan vazgeçtik. Böylelikle, geçtiğimiz hafta yaptığımız atölyede farklı edebi türleri ele aldık, öykü, şiir, deneme, makale, anı, gezi yazısı, biyografi, oto biyografi vs.’nin biçim olarak birbirlerinden nasıl ayrıldığını konuştuk.

Anlatılmak istenilen konular ve onun nasıl yazılabileceği uzun zamandır düşünüldüğü için, bu iki günlük atölyede herhangi bir kısa yazı çalışması yapmadık. Kadınlar doğrudan kendi anlatmak istedikleri hikâyeleri yazmaya başladılar. Atölyenin sonunda herkes sırayla yazdıklarını okudu. Hep birlikte hem ele alınan konuyu tartıştık hem de yazarın onu nasıl geliştirebileceğini. Ayrıca, yaklaşık 15-20 kadının katıldığı atölye çalışmalarında öne çıkan hikâye fikirlerinin çeşitliliği bizi epey mutlu etti. Henüz kesinleşmemekle birlikte, şimdilik üzerinde çalışılan konulardan bazılarını büyük bir heyecanla paylaşabiliriz.

Foto-5

Foto-7

Örneğin Zehra, ırkçılıkla ilgili bir öykü yazmayı hedefliyor. 1992 yılında ailesiyle birlikte maruz kaldığı bir ev saldırısını anlatacak. Bunun için olayı yaşayan diğer aile fertlerinin hafızalarından da yararlanmayı düşünmüş ve onlarla kısa görüşmeler yaparak notlar çıkarmış. Atölye çalışmasında öykünün girişini yazmaya başladı. Sonra da kadınlarla hikâyenin detaylarını paylaşarak, kurmaca anlatıda hangi kısımları nasıl ele alması gerektiği üzerine derinlikli bir fikir alışverişi yapıldı. Kadınlar, Zehra’nın karakterlerden birini tanıtırken kullandığı “pamuk prenses gibiydi” benzetmesine özellikle itiraz ettiler. Tabii bu itiraz, kadınların edebi metinlerde nasıl temsil edildiğine dair başka bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

Yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarına yeni katılan Serpil, Göçmen Kadınlar Birliği’yle gittiği bir geziyi anı şeklinde anlatıyor. İki yıldır yaşadığı Frankfurt’tan ilk kez bu gezi sayesinde dışarı çıkmış. Onun için değerli. Serpil gezi anısını otobüse bindikleri ilk andan başlayarak anlatmış, gezi yapılan yerin yeşilliklerinden, hayvanlarından ve taze süt arama gibi maceralarından bahsetmiş. Kadınlar, ilk önce, bu gezinin bir parçası olan seminerlerden de bahsedilebileceğini vurguladılar. Daha sonra Serpil’in kapanış cümlesine dikkat çekildi; “Buralar geldiğim yerlere benziyor.” Bunun üzerine GKB’nin çalışmalarından bağımsız kişisel bir gezi yazısının nasıl olabileceği konuşuldu. Özellikle neler benziyordu Serpil’in geldiği yere? Bunu, gezi yapılan mekânı biraz daha tasfir ederek ve ona memleketini hatırlatan benzer ögeleri daha fazla açıklayarak anlatmasını önerdiler.

Foto-4

Selma göçmenlerin her daim gündeminde olan uyum/uyumsuzluk çatışması üzerine bir deneme yazmaya başladı. Başlangıç olarak da, Türkiye’den gelen ailelerin Almanya’da doğan çocuklarında görülen Almanca öğrenme zorluklarından yola çıktı. Almanya’nın göç politikalarıyla birlikte, ailelerin çocuklarıyla bu konularda yaptıkları konuşmaların etkisini vurgulayan Selma’ya göre, ailelerin sürekli karşı tarafı suçlayıcı tavırları, çocuklarda, uyum problemlerine dair doğrudan bir kabullenmeye neden olabiliyor. Selma, profesyonel deneyimi ve gözlemleri sonucunda uyum/uyumsuzluk çatışmasını farklı açılardan ele alan bir tartışma açmaya hazırlanıyor.

Bir diğer deneme yazısını da Elif hazırlıyor ve duygularımızın kökeninde hangi düşünce kalıplarının ve/veya yargıların olduğunu tartışıyor. Atölye çalışmasında yazdığı metni çok soyut bir tartışma olarak değerlendiren kadınlar, daha somut olaylar etrafında duyguların ve düşüncelerin örneklendirilmesini önerdiler. Mesela, bir grev kararını desteklemeye ya da ondan çekinmeye bizi iten sebepler nelerdir? Böylelikle Elif bu tartışmayı işçi hakları, örneğin grevler, ve kadınların mücadelesi, örneğin eşit işe eşit olmayan ücretler, çerçevesinde geliştirmeye karar verdi.

Foto-1

Foto-6

Atölye çalışmasının bir diğer yürütücüsü olan Zahide de öyküsünü yazmaya başladı o gün. Yakından gözlemleme şansı bulduğu bir kadının başından geçen bir hikâyeyi anlatıyor. En yalın anlatımla, olay Almanya’da bir cami avlusunda başlıyor, avluda bulunan bir kadının ayakları ojeli ve ojeli kadının imanını sorgulayan bir de imam var. Bu çerçevede öykü, çok kısaca, kadın olmayı ele alıyor. Zahide öyküsünün giriş taslağını okuduktan sonra tartışma iki farklı yönde ilerledi. Zahide önce nasıl bir ön hazırlık yaptığını anlattı. Anlatının çerçevesini çizmiş, hikayenin akışını nokta nokta maddeler halinde not etmişti. Daha sonra her bir maddenin altında, o anlatıyı zenginleştirebilecek daha detaylı notlar yazmıştı. Kadınlar bu yöntemi kendi çalışmalarında nasıl uygulayabileceklerini düşündüler bir süre. Daha sonra da tartışma Zahide’nin ele aldığı kadınlık üzerine yoğunlaştı. Toplumsal cinsiyet rollerinin dağılımındaki kadın-erkek farklılığının altı çizildi. Kadınların ev işlerini kocalarına bırakmamaları eleştirilirken, erkek çocuklarının da daha küçüklükten evdeki görev paylaşımına dahil edilmesinin önemi vurgulandı.

Atölye çalışmasının son örneğinde Leyla, yazacağı öykülere hazırlık olarak şiirler yazdı. Her bir şiir, öykünün içinde yer alacak farklı temaları işaret ediyor. Leyla şiirlerini okuduktan sonra büyük bir sessizlik oldu. Leyla’nın hem dili hem de anlatacağı hikâyelerin tahayyülü bizi heyecanlandırdı.

Akşam yaklaşırken
kente
Büyüdüğüm kerpiç evler
geliyor aklıma

Kurduğumuz yer sofraları
duvarda kara kızın
kırık sazı
Ve
Sevdam
Sevdam
Memleketim geliyor
aklıma.

 

***

Özlem çekilmez
olursa
Bırak orda bitsin
ayrılık
Ellerin boş kalmaz
döndüğünde
Karanfil sakladım
yüreğimde.

***

Küçük bir kızken
kırmızı bir elbisem
olsun isterdim

Kırmızı kat kat ve üzerinde siyah benekleri olan
bir elbise
Bugün yine istiyorum,
bu elbiseyi
Kırmızı olsun
kat kat olsun
Ama siyah benekleri
olmasın.

***

Foto-8

İki günlük çalışmanın sonunda farklı konulara odaklanan ve farklı anlatı biçimleriyle aktarılacak ne çok hikâyemiz olduğunu gördük. Öte yandan, kurmaca öykü yazma zorunluluğundan vazgeçmemizin kadınların kalemini daha özgür kıldığını fark ettik. Ama en önemlisi, her hikâyenin [göçmen] kadın mücadelemizle ilgili yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmesiydi.

Yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarına ayda iki gün olmak üzere devam edeceğiz. Hedefimiz bu yaz sonuna kadar yazıları tamamlamak. Bunun için takvimimizi oluşturduk bile. Bir de bizim için en kullanışlı iletişim yöntemi olarak proje Whatsapp grubu kurduk. Buradan haftalık okuma parçaları ve bu okumalara dair kısa değerlendirme yazıları paylaşacağız. Tabii bu chat grubunun asıl amacı sıklıkla ihtiyaç duyduğumuz motivasyonu birbirimize sağlamak. Çünkü evet, ya-p/z-abiliriz.

GKB çalışmaları İtalya’da kadın forumunda

Geçtiğimiz haftalarda Roma’ya yaptığım bir gezi sırasında müze çıkışında bir çadırla karşılaştık. O gün de metro çalışanları grevdeydi. Kadınlar bir forum yapmışlar. Nedir diye sorunca öğrendim. Gruptakilere kısaca GKB bahsedince, çalışmalarınızı anlat diye ısrar ettiler.
img_1895
Almanya da öncelikle Göçmen kadınlar olarak ama genel olarak kadın hakları için mücadele ettiğimizi ve kadınların hala daha az ücret aldıklarını, şiddete maruz kaldıklarını, eğitim, iş, meslek olanaklarının daha az olduğu gibi konulara değindim. Ayrıca Avrupa’daki kadınlar olarak sorunlarımızın etnik kökenden bağımsız olarak aynı olduğunu söyledim. Avrupa’daki kadın örgütleri olarak da ortak kampanyalar yapabileceğimizi anlattim. Ve 4.12.2016 da yapılacak emekçilerin haklarını gasp eden yasaya karşı mücadelelerini desteklediğimizi ve selamdığımızı.
img_1896
Ertesi gün onbinlerce insan yürüdü bu yasaya karşı. Bizde ona katildik ailemle. Protesto aynı zamanda Mısırlı işçi, Abd Elsalam Ahmed Eldan’ın grev esnasında kamyonla ezilmesine karşı yapıldı.
Direniş, gittiğimiz her yerde!
img_1897
img_1893

“Dişil Bir Sözlük” İstanbul için yenilendi

GKBli kadınların BdA119 projesi kapsamında hazırladığı Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’si: Dişil Bir Sözlük, ARTIST 2016, Umulmadık Topraklar sergisine aldığı davet kapsamında, yenilenen kapağıyla ve Türkçe-İngilizce içeriğiyle,  İstanbullu kadınlarla buluşuyor.

 

kapak

 

 12-20 Kasım tarihleri arasında sergi alanının Toplumsal Hareketler Bölümü’nde ücretsiz dağıtılacak kitapçıkların, kadın dayanışmasını Almanya’dan Türkiye’ye ve dünyanın başka coğrafyalarına güçlenerek büyütmesi dileğimizle…

 

***

 

Göçmen Kadınlar Birliği’nin 10. Yıl Sergisi

2015, Göçmen Kadınlar Birliği’nin (GKB) kuruluşunun 10. yılıydı. Geride bıraktığımız mücadeleleri düşünürken, eril tahakkümün kadınlara dayattığı dili –ve bu dil çerçevesinde dayattığı siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel dünyayı- yeniden tanımlamayı amaçlayarak Göçmen Kadınlar Birliği’nin ABC’sini yazmaya karar verdik.

10 yıl boyunca yürüttüğümüz projelerden, gerçekleştirdiğimiz etkinliklerden, hazırladığımız basın açıklamalarından, “Kadın” dergimizde yayınladığımız yazılardan ve en önemlisi kadınlarla kurduğumuz ilişkilerden, birlikte mücadelenin kadınlara hissettirdiklerinden hareketle hazırladığımız bu sergide, GKB’nin çalışmalarını, hayata bakışını ve mücadele alanlarını bir araya getiren Dişil Bir Sözlük oluşturduk.

Almanya’nın farklı kentlerinde yaşayan biz GKB üyeleri, geride bıraktığımız 10 yılı A’dan Z’ye düşünürken hangi kelimelerin, nesnelerin, duyguların ve hatta renklerin bizim için ne anlama geldiğini listeledik ve bölgelerimizde yaptığımız tartışmalar doğrultusunda görselleştirdik. Türkçe alfabede yer alan 29 harften yola çıkarak hazırladığımız bu sergide 11 kentte bulunan 200’den fazla GKB üyesi kadın, katılımcı sergi projesi çerçevesinde, birlikte çalıştık.

Bu bağlamda küratöryel çalışma, serginin tamamen GKBli kadınlar tarafından hazırlanacağı fikrinden hareketle, sözlük kelimelerini belirlemek üzere atölye çalışmaları yaparak ve metinler kaleme alınıp görseller seçilirken katılımcıların sorularını yanıtlayarak gerçekleştirildi, içerik planlamasına dair hiçbir müdahalede bulunulmadı. Çalışmanın sonunda da yine metinler sadece imla kuralları açısından editöryel kontrolden geçti ve grafik uygulama tarafından da kadınların belirlediği görseller için ortak bir dil oluşturuldu.

Küratör: Elif Çiğdem Artan

Katılımcılar: Göçmen Kadınlar Birliği’nin Berlin, Dortmund, Düsseldorf, Frankfurt, Geislingen, Göppingen, Hamburg, Köln, Nürnberg, Rüsselsheim ve Stuttgart kentlerindeki kadınları.

Grafik Tasarım: Elif Çak

Kitapçık Tasarımı: Yelta Köm

Çeviri: Çiçek Öztek