Bana kalbini betimle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Yaratıcı Yazarlık atölye çalışmasında bu hafta Çiğdem Artan’dan kurmacanın unsurlarını ele alan bir sunum vardı. Murat Gülsoy’un “Büyübozumu” kitabından yola çıkarak hazırladığı çalışma kağıtlarında, kurmacanın unsurları olarak olay örgüsü, zaman, betimleme, mekan, bakış açısı, karakterler ve diyaloglar ele alındı. Öyküler kaleme alındığında “neyi, hangi kapsamda, nasıl anlatmak istiyorum” sorularına örnekleriyle birlikte yanıtlar arandı.

DSC_0132

Daha sonra, Sibel Hürtaş’ın, dayak, cinsel şiddet, manevi baskı, çocuğuna yapılan işkence ve bin türlü eziyet karşısında dayanma gücünü yitirip, kocalarını öldüren kadınların hikayelerini topladığı “Canına Tak Eden Kadınlar” kitabından seçilen “Helal” öyküsü sesli okundu ve kurmacanın unsurları açısından ele alınarak üzerinde tartışıldı. Birlikte hikayenin olay örgüsünü çıkartan kadınlar, atölye çalışmasının ilk oturumunda ele alınan kurmacanın unsurlarını öykünün üzerinde inceledi. Okunan öyküden yola çıkılarak yapılan tartışmalarda karakter oluşturma, bakış açısının önemi, farklı diyalog tarzları, flash-back vb. detayların üzerinde duruldu.

 

DSC_0177

Atölye çalışmasında katılımcılardan ayrıca, büyük-küçük, kumaş-taş, sade-parlak vb. çeşitli kalp örneklerinden  birini seçmeleri istendi. “Hangi kalp bana uyar? Bu kalp bende hangi duyguları uyandırıyor? Bu kalbi neden seçtim” sorularından yola çıkan kadınlar, kendi kalplerinin betimlemesini yazdılar.

DSC_0155

 

Anonim yazılan betimlemeler daha sonra yüksek sesle okundu ve katılımcılar birbirinin kalbini tanıyarak “bu yazı, şu arkadaşındır” denildi. Verilen yanıtların yüzde yüz doğruluğu da grup olarak birbirimizi ne kadar iyi tanıdığımızı gösterdi.
KALP BETİMLEMELERİNE ÖRNEKLER:
Esma Uran

Benim kalbim sıcacık, bazen kocaman, bütün bir evreni içine alabilecek kadar engin ve geniş. Bazen küçücük bir serçenin kırılganlığı ve kıpırtısında sanki. Benim kalbimde her zaman sevgi, her zaman umut ve bir o kadar acı var.

Sımsıcak ve kıpkırmızı kalbim içimde taşıdığıyla, yaşanmışlığın acılarıyla, kayıplarıyla, hep kendinden verdiği derin sevgilerle delik-deşik ve yaralı. Ama yumuşak yapısı ve sevebilme yeteneğiyle her zaman kendini yenileyerek, yeni güçlerle tekrar sevmeye hazır, affetmeye hazır.

 

Sidar Aslan

Ben bu küçük “Cinderella” kalbi seçtim. Çünkü bu, çocuksu bir karakteri andırıyor. Halen çocuksu olduğumu düşünüyorum. Çocuk filimlerini, çocuk kitaplarını çok severim. Bir çocuk gibi küçük olaylara sevinmiş ve gene küçük olaylara üzülmüşümdür. Ve bir çocuk gibi çekingenim.

 

Zuhal Kulaksız

Hayatım sıcacık, cıvıl cıvıl, renkli ve o kadar güzel ki.

Her sabah uyandığımda, ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm. Güzel bir gün beni bekliyor, onu nasıl dolu dolu geçireceğimi, o günün hiç bitmemesini, heyecanla günün süprizlerini beklerim. Yaşadığım her anın tadını çıkarırım. Acısıyla, tatlısıyla o günü dolu dolu yaşamasını seven biriyim. Bilin bakalım ben kimim?

DSC_0149

 

Selma Çiçek

Severek, isteyerek yapılmış, emek harcanmış, şekil verilmeye çalışılmış, mıncıklanmış, hasar görmüş, üstüne yazıların en iyisi, isteklerin en güzeli, “herşeyin en iyisi” yazılmış. Doğallığı seçmiş sevgiyi temsil ediyor, görünüşte ediyor da. Dokunmaya sıra geldiğinde karşıdan bakıldığı gibi yumuşak değil, sert. Sevginin sembolü olan kalbi ikinciye itelemiş, sertleşmiş. Mantığın sembolü yok, olsa herkes mantığı seçerdi. Sevgiye hep yer var ama duygusallık görünmezden gelinmiş.

Leyla Kiraz Çakır

Bazen yüreğimde ince bir sızı hissederim. Üzüldüğümde, kırıldığımda susar, karşımdakine bakar ve çeker giderim. Günlerce bir sızıyı yüreğimde taşır, sonunda ya birisine anlatır ya da neden olanı karşıma alır, konuşur “of bee” der rahatlarım.

Zehra Ayyıldız

Bu benim kalbim. Kırmızı. Kırmızı demek, enerji, canlılık, özgürlük, ama aynı zamanda duyarlılık, merhamet, dayanışma, mücadele, azim, hırs, sevgi, aşk, duygu, angaje olmak, emek harcamak, sınıfın kalbi, emekçilerin kalbi, şefkat, kadın, kız, hayat, çocukluk ve bunların hepsidir.

 

DSC_0154

Sevgi Ağlar

Bu önüme konan kalplerin her biri bizi anlatıyor diye düşünüyorum. Kişiliklerimizi yansıtan kalpler ve kalpçikler. Büyüklü, küçüklü, renkli, kapanan-açılan, metalden yapılmış kalpler…

Benim kalbim kapaklı olandan. Dışarıya karşı temkinli olduğumu gösteriyor sanırım. O kapağı açmasını bilmek lazım. Eğer biri açmayı başarırsa, pırıl-pırıl, güvenli, değerli bir mekana demir atmış olacaktır.

Uzun ömürlü bir arkadaşlığın başlangıcı olacaktır. İçimde kocaman bir sevgi var…
Zeynep Çetin

Benim kalbim kırmızı bir kutudan ibaret. Kutunun üzerindeki bir sürü küçük kalplerden oluşan puanlı, çizgili, renkli ve üstünde renklerden oluşuyor.

Büyük kalp kutusu bensem, üzerindeki diğer kalpçikler sevdiklerimdir. Hayatımda bugüne kadar o kadar çok insan tanıdım ki, onlar bana güzel kalplerini bıraktılar. Yeni güzel kalpler tanısam da, bana verilen kalplerden iyilikler aldığımı ve onlardan çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Hayat, birbirimizden aldığımız sevgilerle beslenmiyor mu?

Kezban Karabulut

Evet, karelerim ve noktalarım var düşüncelerimde, olumsuzluklar, bir o kadar da olumlu şeyler. Onu hayat gibi elime alıp dokunduğumda yumuşacık ruhumu okşuyor. Bu benim kalbim. Sevgi dolu. Tam ortasında, yeşil yaprakların arasında kırmızı çilekler toplarım diyorum. Yumuşak ve dayanıklı gözlerim dolu dolu olduğunda kalbime tekrar bir yumuşaklık gelir. Yeşiller pırıldar, kırmızı çilekler yetişir. Hani pamuğun üzerine yağmur yağdığında yapış yapış olur ya, sonra kuruyunca tekrar kabarmaya başlar, sonra güzel bir biçim alır. Hayat da öyle değil mi?

DSC_0188

 

Sevda Su

Bu taş kalbi seçtiğim an, yanımdaki arkadaşların “sen neden bunu seçiyorsun, bu sana hiç uymuyor” demesiyle tam da bunu seçtim.

Benimle ilk karşılaşanlardan,  “ay sen aslında hiç gözüktüğün gibi değilmişsin. Ne kadar yufka bir yürek taşıyormuşsun. İnsan sevgisiyle doluymuşsun vb.” sözleri defalarca duymuşumdur.

Seçtiğim taşın üzerinde, dikkatle bakıldığında kırmızı, canlı bir kalbin olduğu belli olur. Yaşanmışlıkların verdiği duruşum ve bazılarının dile getirdiği “az gülen yüzümün” altında, aslında ne kadar sevgi dolu, belki de sevgiye muhtaç bir kalp taşımak…

 

Saniye Köse

Kalbime ayna tutduğumda altın gibi, aynı zamanda katı ve sert olabiliyorum. Otoriter ama onun altında pozitif bir ışık ve umut hep var. Kah üzgün, kah kederli, kah eğlenceli ve renkli. Bir gökkuşağı gibi aynı. Mesafeli ve kırılgan. Ancak dostlarından hiç bir zaman yardım elini çekmeyen, iyi ve kötü günlerinde onlara destek olan. Kırılınca da, affetse bile güvenmeyen bir kalp. O benim, benim gözümle…
Fatma Saraç

Ben içi-dışı bir olan, herkese çabuk inanan, karşımdaki kişileri kendim gibi gören, insanlara çok değer veren, yalandan nefret eden, mücadeleci biriyim. Çok güçlü bir kişiliğim var. Sözümde dururum. Kendimi bazı yerlerde ifade edemem. Çocukluktan beri yaşadıklarım beni alıngan, merhametli, ince düşünceli, fedakar, karşılık beklemeyen biri yaptı. Kini ve nefreti sevmem. Hassas ve kırılganım. Çalışkan ve becerikliyim. Arkadaşlarla, sosyal ilişkilerim iyidir. Her türlü zorluğa karşı ayakta duran biriyim. Üretkenim.

 

Bu belgesel filminin derdi ne?

Belgesel Film Çalışma Grubu’nun 14 Aralik Pazar günü yapılan atölye çalışması yine büyük bir katılımla ve verimli bir tartışma ortamında gerçekleşti.

Toplantının ilk bölümünde Çiğdem, yeni katılan kadın arkadaşlar için “Bibliothek der Alten” müze projesi hakkında genel bilgiler verdi ve ilk atölye çalışmasında ele aldığımız konuları, yapmayı planladıklarımızı ve tartışmaları kısaca özetledi.

 

DSC_0112

Daha sonra ilk atölye çalışmasında ele aldığımız sözlü tarih yöntemi çerçevesinde proje geliştirme sürecine dair teorik bilgiler verdi.

Bugünkü atölye çalışmasına hazırlık olarak daha önce dağıtılan sözlü tarih metinleri üzerine çalışıldı. Önce metinden kesitler okundu ve içeriği tartışıldı. Daha sonra metindeki hipotez, anlamlandırma ve örnekler üzerinden sözlü tarih görüşmelerinin nasıl çalışıldığı ele alındı. Metnin herkes tarafından okunmamış olması nedeniyle, daha detaylı ve verimli bir tartışma ortamı yaratılması için bu bölüm 4 Ocak Pazar günü yapılacak çalışma grubu toplantısına ertelendi. Çalışmaya Çiğdem’in hazırladığı “Proje nasıl geliştirilir?” çalışma kağıtlarıyla devam edildi ve ne anlatmak istiyoruz, kime anlatmak istiyoruz, nasıl anlatmak istiyoruz sorularına yanıt arandı.

DSC_0125

 

 

Bu üç ana başlık altında kadın arkadaşların çok yönlü ve zengin önerileri kendileri tarafından okundu ve bir kağıtta bir araya getirildi. Bu noktada ele aldığımız ilk noktalardan biri hipotezlerimiz oldu. Yani bizim derdimiz ne? Biz bu belgeseli niye hazırlıyoruz? İkinci önemli konu ise belgeselde yer vermek istediğimiz temalardı. Göçmen Kadınlar Birliği’ne dair anlatmak istediklerimizi hangi başlıklar altında gruplayabiliriz?

 

 

DSC_0117

Toplantının ikinci oturumunda bütün hipotez ve temaların bir arada yazıldığı kağıdın çevresinde toplanan kadınlar belgesel filmin derdini belirlemeye çalıştılar. Canlı bir tartışma ortamına rağmen çok fazla fikir arasında bir sonuca varılamadığı için temaların belirlenmesi de 4 Ocak Pazar günü yapılacak toplantıya ertelendi. Bu toplantıya hazırlık olması açısından Çiğdem, tartışmada öne çıkan bütün fikirleri bir araya getirerek bir blog yazısı yazacak.

Yaratıcı yazarlık nedir?

Öykü Kitabı Çalışma Grubu’nun ilk toplantısında ele aldığımız Yaratıcı Yazarlık konusunu bir de Murat Gülsoy’dan dinleyelim.

Murat Gülsoy, Boğaziçi Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazarlık dersleri veriyor ve yazarın, bu derslerden yola çıkarak hazırladığı Büyübozumu kitabı bu alanda Türkçe’de yazılan ilk yayınlardan biri olma özelliğini taşıyor.

Yazmaya başlamanın en güzel yolu bir defter tutmaktır. Bir defter ve kalem… Ve tabii yalnızlık. Bir üçüncüsü, yazdıklarınızı kimsenin okumayacağına iyice inanmanız. Ancak insanın içinde hep bir kuşku olacaktır. Deftere güzel ve değerli şeyler yazamama korkusu kimi zaman insanın yaratıcılığını kilitler. Bunu da iki defter alarak başarabilirsiniz! Asıl yayımlatacaklarınızı, insanlara okutacağınız metinleri ikinci deftere ve aklınıza gelen diğer her şeyi dilediğiniz gibi birinci deftere yazacağınıza kendinizi inandırmanız yeterli olacaktır…
[Ben] hızla, aniden defterime hamle [ederim]. Böyle zamanlarda kalem aramakla dikkatim dağılmasın diye bir süredir telli defterler ve bu defterlerin tellerine sıkıştırabileceğim kalemler kullanıyorum…Törensel bir yanı yok. Bir refleks gibi. Akıp giden bilinçakışımın fotoğrafını çekiyorum sanki.

– Murat Gülsoy, Büyübozumu

 

Kadın okur ve yazarsa

DSC_0083

Öykü Kitabı Çalışma Grubu ilk toplantısına Çiğdem Artan’ın yaratıcı yazarlığın ne olduğuna ilişkin sunumuyla başladı. Kurmacanın türleri olan şiir, roman, öykü, deneme ve biyografinin üzerine konuşuldu ve yaratıcılığı boğan faktörlerin üzerinde duruldu. Daha sonra kurmacanın unsurları (hikaye, olay, olay örgüsü, karakterler, zaman, mekan, bakış açısı, betimlemeler ve diyaloglar) ve öyküdeki işlevleri ele alındı. Dili bilmenin ve kullanmanın, düşünceyi geliştirdiği söylendi. Dili bilmek için okumanın önemi üzerinde duruldu. Yazmaya başlamadan önce, “neden yazmak istiyorum”, “ne yazmak istiyorum” ve “yazdıklarımı kimin okumasını istiyorum” soruları soruldu.

DSC_0069

Okuma alışkanlıklarımız üzerine yaptığımız sohbette, okumanın ve kitabın yaşamımızda tuttuğu role değinildi. Kadın arkadaşların yaptığı konuşmalardan ortaya çıkan çocukluğumuzdan beri ebeveynlerimizden duyduğumuz “kız, okusa ne olur”, “kitabı bırak, elişi yap”, “dersine çalış, bırak bakayım o kitabı şimdi” gibi uyarıların kadınların okuma alışkanlığı edinmesini zorlaştırdığı söylendi. “Kitabın yasaklı olduğu, kitap okuduğu için insanların cezaevlerine düştüğü, kitapların yakıldığı, saklandığı bir ülkeden gelmenin de iyi bir okur olmayı zorlaştırdığı açık” denildi. Bazı kadın arkadaşlar, ağaç oyuğuna saklanan kitapların kendilerinde kışkırtıcı bir rol oynadığını söyledi. Bazı arkadaşlarımız anne olduktan sonra ev işi, çocuk bakımı ve bunun yanı sıra dışarıda çalışmanın kendilerini çok yorduğunu ve okumanın lüks haline geldiğini dile getirdi.

DSC_0099

 

Yazma alışkanlıklarını ele aldığımız bölümde, yazdığımız mektuplar, şiirler, hikayeler üzerine konuşuldu. Yazma deneyimlerimizin sınırlı olmasına rağmen, yazmaya büyük bir heves duyduğumuz, çünkü anlatacak hikayelerimizin çok olduğu netleşti.

Atölye çalışmasında, bir grup resimden kendilerine ilham veren bir görseli seçen kadın arkadaşlar yazma deneyimine giriştiler. Arkadaşların ellerinde kalem yazdıkları ilk denemeleri, seçtikleri görselle birlikte, aşağıda sunuyoruz. Denemeleri okuduk ve alkışladık. Bunlar ilk denemelerimizdi. Daha güzelleri mutlaka gelecektir.

—–

DSC_0109

Kış Geceleri, Leyla Çakır

Soğuk kış geceleri, annem önce sobanın üzerinde güğümle su kaynatır bize sırayla banyo yaptırır, temiz elbiselerimizi giydirir, “hadi şimdi uslu uslu oturun, ben çamaşır yıkamaya gidiyorum” derdi.

Tek başına bakır leğenlerde saatlerce çamaşır yıkar, yıkadıklarını çamaşır iplerine asar gelirdi. Hiç üşüdüğünü fark etmezdik ya da o hissettirmezdi. Okul kıyafetlerimiz tertemizdi. Siyah önlük tertemiz, beyaz yakalıklar kolalıydı. Ertesi sabah öğretmenimiz bizi temizlik saatinde herkese örnek öğrenci diye gösterdiğinde gururlanırdık da, annemin neler yaşadığını fark etmezdik.

Yıllar sonra annemi bir gün kar yağarken, karda gezmek ne zevkli olur, diye gezmeye götürmek istedik. İstemedi. “Hayır ben karı sevmiyorum, soğuktan çok çektim” dediğinde, ilk defa karın soğukluğunu hissettim ve üşüdüm.

DSC_0103

 

Yalnızlığımız, Serpil Yahyaoğlu

Bu resimde, şu anki kadınların, bizlerin koşturması, zamansızlığımız, “aaah” deyip, her şeyi bırakıp, şöyle ayaklarımızı uzatıp hiç düşünmeden dinlenebilmek…

En yakınlarımıza, en değer verdiklerimize koşuşturmadan zaman ayıramamak, hayatı paylaşamamak, ne bileyim beni çok huzursuz ediyor. Ne kadar çok insan var çevremizde. Çevremizdeki insanları ne kadar tanıyoruz. Ne kadar, ne istediklerini biliyoruz…Bu resim ben de çokluk içerisindeki yalnızlaşmayı anlatıyor nedense…

Hep bir koşturmaca. Bir bakıyorsun sabah kalkmışız. Bir bakıyorsun hava kararmış. Bir bakıyorsun bir yıl daha geçmiş. Sanki gözünü açmış kapatmışsın, o kadar. Kafamız hep dolu. Sanki bir kuklayız. İpler birilerinin elinde. Bazen de böyle hissediyorum. Haa şimdi fark ettim. Resimdeki kadın bile ayaklarını rahat uzatamamış. Sanki kafasında yapacağı bir sürü iş var da kısa bir kahve molası vermiş, kalkmaya hazır vaziyette. Neden bu kadar yükümüz var. Oysaki bizler özgürleşmeyi en çok isteyen kadınlar neden hayatımız kendi ellerimizde değil?

 

DSC_0110

 

Kadın olmak, Zuhal Ballı

Kadın olmak bize doğanın verdiği en güzel bir hediye. Doğa kadar cömert, yaratıcı, doğurgan, seksi ve hayatın kendisi… Kadınsız hayat olmaz. Mümkün değil. Hayatın her şeklinde, her yerinde O var.

Onsuz bir hayat oksijensiz bir dünya benim için. Hayattaki güç kaynağı ve yaşama sevinci. Kendi başına birey, anne, abla, arkadaş, nine, toprak kadar cömert ve üretken. İstediğinde hayatı şen eden, üzüldüğünde deli rüzgar gibi hayatı karartan, varlığıyla istediğinde bütün cömertliğiyle, üretkenliğiyle hayata anlam veren bir varlık. Kendi gücünün farkına vardığında, gücünün karşısında kimsenin duramayacağı ama zayıfsa başına gelmeyen kalmayacağı, çok narin, kırılgan, o kadar da güzel… İnsan.

 

DSC_0106

 

Kaybolmuş benlik, Esma Uran

Soğuk sisli bir kış günü, sanki gerçek olmayan bir dünyayı yansıtıyor. İçeride miyim, dışarıda mıyım yoksa hala rüya mı görüyorum, tüm duygular birbirine karışıyor.

Uzaklara bakamamak, var olan her şeyin sisler içerisinde yok olması bende de, kaybolmuşluk duygusu yaratıyor. Bu duygu bende her zaman korku ve paniğe zemin hazırlamıştır.

Belki gözlerimin aşırı miyopluğu ve uzakları, tüm kontürleri net görememenin yarattığı bir ruh hali. Tüm bu duyguların verdiği sıkıntı ve hapis olmuşluk paniğiyle, kapıyı açarak kendimi dışarı atıyorum. Soğuk ve nemli havanın yüzüme vurmasıyla ve burnuma gelen o tanıdık, o yüklü duman kokularıyla kendime geliyorum.

 

DSC_0108

 

Hayaller, Betül Karabulut

Bu resim bende yaşadığım şehri anımsattı. İçimde bir sıcaklık uyandırdı. Beni oralara götürdü. Akşam üstü balığa çıkmış bir balıkçı. Deniz durgun. Güneş batmak üzere. Hava rüzgarsız. Sessiz ve sakin.

 

DSC_0107

 

Gelinlik, Elif Durmaz

Almanya’ya ilk gelişimi hatırladım. Kendi düğünümdeyim. Bu ülkenin yabancısıyım. Ve insanlar bana yabancı. Yalnızım. Kendi düğünümde, sanki bir başkasının düğününde gibiyim. Farklı bir kültür. Farklı bir ülke. Neden buradayım diye sormuştum kendime. Resimdeki gelin ve damat, bana 17 yıl boyunca, inişleri ve çıkışlarıyla, o zorlu süreci, Almanya’ya ilk gelişimi anımsatıyor bana.

 

DSC_0105

 

Kimlik korkusu, Sidar Arslan

Bu demir tel bana, kısıtlanmış özgürlükleri hatırlatıyor. Dersim’de boş bir araziyi anımsatıyor. Telin öbür yanında Jandarma Karakolu vardı.

Bu teli geçmenin tehlikeli olacağını söylemişti kuzenim. Neden diye sorduğumda, “çünkü biz Kürtüz” demişti. Küçüklüğümden beri Kürt’lüğün ne olduğunu, kimliğimizin neden baskı altında olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Bir gün babama sordum, “yapılanlar eşekliktir kızım, boş ver…” demişti.

DSC_0104

 

Özgürlükler yok, Sevda Su

Resim demirlerle sınırlanmış. Kadınların susturulması, renklerini ve kimliklerini ifade edememeleri, seslerinin susturulması, özgürlerin yok edilmesi, toplumsal dışlanmışlıkları, maalesef bazen hem cinsleri tarafından da. Kadınlar yalnız değildir. Kadınlar, o demirleri, sınırları konuşarak ve mücadele ederek, el ele vererek aşabilirler.

 

DSC_0102

 

Toplumun yoksul yüzü, Zehra Ayyıldız

Seçtiğim resim, toplumun sınıflara bölünmüşlüğünün bir göstergesi. Zenginler ve fakirler. Resimdeki kız, fakirler kategorisinden ve en alttaki sınıf grubunu gösteriyor. Zayıf insanlara, hastalara, işsizlere, psikolojik sorunu olanlara destek veren yok bu eşitsiz toplumda. Sokakta yatıyor. Çünkü evi yok. Kışın kalın giyinerek ve insanların ona vereceği bir kaç kuruşla yemeğini sağlayarak. Öteki tarafta, yeni arabalar, yeni kıyafetli insanlar, yeni cep telefonları, kısacası bir tüketim çılgınlığı. Toplumdaki eşitsizliği çok güzel anlatıyor bu resim. 
Tesadüfen bir kadın, bir erkek ya da bir çocuk olabilir… Bu sistemin unuttukları.

 

DSC_0101

 

Bu resme baktığımda…, Keziban Ünsal Karabulut

Doğaya olan sevgim yeniden canlandı. Aslında hiç bitmemişti. Her şeyden önce kendinle baş başasın. Doğa sevgisi, hayvan sevgisi. Hayvanları hep severdim ama onlara dokunamazdım. Kızım da benim bu özelliklerimi taşıyor. Benim isteyip de yapamadığım her şeyi kızım yapıyor. Onu çok iyi anlıyorum. Köpeğimiz minicik ve onu çok seviyoruz. Artık hayvanlara dokunamama duygum da geçti. Bazen korkularımızın üzerine gitmeliyiz diye düşünüyorum. 
Denizin güzelliğinde ruhum okşanıyor. Okuyarak ve yazarak ufkumun daha geniş olacağına inanıyorum. Bu resme baktığımda hayatımın ne kadar kısıtlanmış olduğunu anladım. Ben özgürlük istiyorum.

 

 

 

 

 

Haydi hanımlar çekime!

Frankfurt Göçmen Kadınlar Derneği olarak 30 Kasım Pazar günü, zengin bir kahvaltının ardından Bibliothek der Alten projemizin belgesel film çalışma grubunun ilk toplantısını kadın arkadaşların geniş katılımıyla gerçekleştirdik.

DSC_0047

Gurup çalışmamızda önce proje sorumlusu E. Çiğdem Artan belgesel filmde yöntem olarak kullanacağımız/yararlanacağımız sözlü tarih hakkında bilgiler verdi. Hazırlanan çalışma kağıtlarından sunumu takip eden kadınlar, yönteme dair detaylı sorular yöneltip, GKB’nin bu yöntemden nasıl yararlanacağına dair kısa bir tartışma gerçekleştirdi. Hangi tür soruların sorulabileceği, kimlerle görüşüleceği, elde edilen malzemenin nasıl işleneceği vb. konular hakkında ilginç ve farklı fikirler üreten kadınlar, bu konuları ilerideki atölye çalışmalarında daha detaylı ele almaya karar verdi.

DSC_0048

Kısa bir aradan sonra başladığımız ikinci oturumda, Türkiye’den bir sözlü tarih çalışmasının filmini izledik: Gençler Anlatıyor. Leyla Neyzi ve Haydar Darıcı tarafından Diyarbakır ve Muğla’da yürütülen bu sözlü tarih çalışmasında gençler, Doğu ve Batı’nın birbirini nasıl anladığını kendi tanıklıkları üzerinden tartışmaya açıyorlar.

Gençler Türkiye’de yakın geçmişte yaşananlar hakkında ne düşünüyorlar? Özellikle otuz yıla varan savaşın şiddet ortamı, onların zihninde nasıl bir tortu bırakmış? Asıl önemlisi, Türkiye’nin Doğu’sundaki ve Batı’sındaki gençler, Türkler ve Kürtler, birbirleri hakkında ne düşünüyorlar?

Film gösteriminin ardından yine katılımın yüksek olduğu bir tartışmayla filmdeki teknik yöntemler, içerik, Doğu-Batı arasındaki farklılıklar ve paralellikler konuşuldu. Filmde bahsedilen önyargıların Türkler ve Almanlar arasında da bulunduğundan bahsedildi. 14 Aralık Pazar günü saat 14:30’da yapacağımız 2. toplantımız için önerilerde ve görüş alışverişinde bulunulduktan sonra atölye çalışması sona erdi.

gencler-anlatiyor

Gençler Anlatıyor

Bugün izlediğimiz proje filmini aşağıda izleyebilir, Diyarbakır ve Muğla’da yürütülen sözlü tarih çalışması hakkında daha fazla bilgiye www.gencleranlatiyor.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki buluşmada görüşmek dileğiyle!

Bloglayamadıklarımızdan mısınız?

blogging-1_Fotor

Bugün 23.11.2014 Pazar günü. Müze projesiyle ilgili her Pazar saat 14:30’da düzenli yapacağımız toplantıların ilkini gerçekleştirdik. Genellikle bu proje kapsamında hazırlamaya çalıştığımız Blog üzerine konuştuk. Hepimizin bu konuya çok yabancı olduğunu fark ettik ve bu sayfanın çok güzel olduğunda hemfikir olduk. Bence bu çalışmalarımızı daha profesyonel iletebileceğiz.

Bu proje bize çok şey öğretecek.

Bibliothek der Alten gezisi

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan Çalışma Grupları toplantısında kararlaştırıldığı üzere Frankfurt Göçmen Kadınlar Derneği bugün Frankfurt Tarih Müzesi’nde buluşarak Bibliothek der Alten projesini gezdi.

IMG_6126

Kadınlar, daha önce tamamlanan projeleri inceleyerek kendi yapacakları çalışmalar hakkında taze fikirler ürettiler. Farklı kutularda yer alan fotoğraf albümlerinin, hayat hikâyelerinin, kişisel eşyaların ve çeşitli materyallerin nasıl tasarlandığını ve nasıl yerleştirildiğini yerinde görerek proje hakkında daha somut bilgiye ulaştılar.

Bundesverband der Migrantinnen e.V. tabelası da diğer yazarların isimleri gibi Bibliothek der Alten raflarında yerini aldı. 119 numaralı raf, göçmen kadınların hikâyelerini 105 yıl boyunca saklamak üzere Göçmen Kadınlar Birliği’nin çalışmalarının tamamlamasını bekliyor.

 IMG_6124

Bugünkü geziyi kaçıranlar için 12 Kasım Çarşamba günü saat 18:00’de Frankfurt Tarih Müzesi’nde* yeniden bulaşacağız. Bugün olamadıysa o gün bekleriz.

IMG_6122

* Bu gezi kapsamında müze girişi ücretsizdir.

BdA Projesi için Çalışma Grupları Oluşturuldu

Haziran ayında tanışma toplantısı yapılan, Bibliothek der Alten Projesi için Frankfurtlu göçmen kadınlar bu Pazar yine bir araya geldi. Proje hakkında konuşmaya başlamadan önce dernek gündemini değerlendiren kadınlar, Kobaneli kadınlara yardım çalışmalarına hızlı bir şekilde başlamaya ve bu çalışmanın ilk adımı olarak da toplantıda ikram edilen yiyecek-içeceklerin gelirini Kobaneli kadınlar için oluşturan bağış fonuna aktarmaya karar verdiler. İki bölüm halinde tasarlanan toplantının ilk bölümünde çalışma grupları ve grupların sorumluları tanıtıldı, yürütülecek çalışmalar hakkında bilgiler verildi, çalışma gruplarının listeleri oluşturuldu ve ikinci bölümde Zahide Yentur’un yürütücülüğünü üstlendiği yaratıcı drama çalışması yapıldı.

DSC_0203

Kadınlar, aralarında yaratıcı yazarlık, bir senelik çalışmaların dokümantasyonu, belgesel film çekimi, on yıllık arşiv hazırlığı, hatıra defteri tasarımı, koro çalışmalarının kaydı, el işi ve resim kurslarının bulunduğu çalışma gruplarından ilgi duyduklarının katılımcı listesine adlarını yazdılar. Frankfurtlu göçmen kadınlar Bibliothek der Alten projesinde Almanya’nın farklı bölgelerinde kadın hakları için mücadele eden arkadaşlarını da unutmuyor. 2015 yılının derneğin 10. yılına denk gelmesi sebebiyle bir de “10. Yıl Filmi” hazırlamaya karar verildi. Bu projede, her bölgenin kendi çalışmalarını anlatacağı bir video hazırlaması ve bu videoların tek bir yerde birleştirilmesi hedefleniyor. Detayları konuşmak üzere en yakın zamanda her bölge ile tek tek iletişime geçilecek.

DSC_0206

DSC_0212

Toplantının ikinci bölümünde yer alan yaratıcı drama çalışması büyük bir neşe içinde geçti. Gruplara ayrılan kadınlar aralarından seçtikleri modeli renk renk kumaşlarla giydirerek birer kadın tipi yarattılar ve yarattıkları kadın tiplerini anında ürettikleri hikâyelerle anlattılar; köy ağasına olan borcunu ödemek için Almanya’ya gelen işçi kadın, köyü yakılan ve bütün ailesini kaybeden mülteci Kürt kadını, Osmanlı hareminden bir cariye ve Almanya’ya gelin olarak gelen saf genç kız ve onun sert kayınvalidesi kadınların yarattıkları tipler arasındaydı.

Önümüzdeki günlerde çalışma gruplarının toplantı gün ve saatleri belirlenecek ve her grup yapacağı ilk toplantıda yürüteceği projenin detaylarını tartışarak, kendi toplantı zaman çizelgesini oluşturacak. Şüphesiz çalışma gruplarının kapısı bütün göçmen kadınlara her zaman açık! Bugünkü toplantıyı kaçıran kadınlar da istedikleri zaman ilgi duydukları bir çalışma grubuna katılabilirler.

DSC_0234

DSC_0251

DSC_0259

DSC_0265

Son olarak, 2 Kasım Pazar günü saat 11:00’de Bibliothek der Alten’i yerinde görmek ve daha önce tamamlanan projeleri incelemek için Historiches Museum Frankfurt’u ziyaret ediyoruz. Frankfurt çevresindeki tüm kadınlar davetlidir!

 

Hikâyemi dinler misin?

Frankfurtlu göçmen kadınların çalışmaları müzede 

Frankfurtlu Göçmen Kadınlar, geçtiğimiz aylarda, Frankfurt Tarih Müzesi’nin daveti üzerine, Bibliothek der Alten projesine katıldılar. 2000 yılında, Sigrid Sigurdsson tarafından geliştirilen ve şu an Dr. Angela Jannelli küratörlüğünde devam eden proje, hatıra kavramına sanatsal açıdan bakan bir açık arşiv. Frankfurtluların ve şehirdeki kurumların hatıraları bir araya getirilerek, alternatif bir tarih yazımı amaçlanıyor; II. Dünya Savaşı, çocukluk, aile, eğitim, sağlık, kültür-sanat, göç, mimari, gündelik hayat projede yer alan temalar arasında. Nesiller arası bir proje olarak kurgulanan Bibliothek der Alten 105 yıl sürecek ve 2105 yılında sona erecek.

Kütüphane mantığıyla tasarlanan projede, şu an iki büyük kitaplık bulunuyor. Her katılımcıya bir raf ayrılıyor ve bu raf için bir kutu oluşturmaları ya da bir hatıra defteri hazırlamaları isteniyor. Hazırlıklar tamamen rafın sahiplerine ait ve istedikleri şekilde kendi hikâyelerini anlatıyorlar. Bazı raflarda kitaplar, günlükler, mektuplar, kasetler, filmler vb. kişisel gündelik eşyaların bulunduğu kutular, bazı raflardaysa yine tamamen raf sahibinin kişisel tercihiyle hazırlanan, zaman zaman fotoğraflar ya da kartpostal gibi görsel malzemelerle desteklenen, defterler yer alıyor. Bugüne kadar yaklaşık 80 raf tamamlandı. Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği de projeye katılarak, kendi hikâyesini anlatacak.

2010_ZehnJahreBdA_V

“Bibliothek der Alten” salonunda ziyaretçiler, “Wege Nach Frankfurt” atölye çalışmasının kutusunda yer alan göçmenlerin biyografilerini okuyorlar. 2013 ©hmf, Foto: Petra Welzel

 

Frankfurt’ta göçmen kadın olmak

Bibliothek der Alten projesi kapsamında bir kutu hazırlamaya karar veren Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği proje üzerine çalışmalarına başladı. Kuruluş tarihçesi, göçmen kadınların talepleri, atölye çalışmaları, bilgilendirme toplantıları, kadınlar kahvesi, koro şarkıları ve el işi kursları aracılığıyla, hikâyeleştirilerek, Frankfurt’ta göçmen kadın olmak anlatılacak.

Bu bağlamda, bugüne kadar yapılan etkinliklerden toplanılan bütün görsel-işitsel kayıtlar ve basılı materyaller bir araya getirilecek ve bir envanter çalışması yapılacak. Seçilen materyallerle, Göçmen Kadınlar Birliği’nin başlangıcından günümüze Frankfurt’taki çalışmalarını anlatan bir kitap hazırlanacak. Düzenlenecek, el işi sanatları, film gösterimleri, yaratıcı yazarlık vb. atölye çalışmalarıyla birlikte, göçmen kadınların kendi hikâyelerini anlatmaları istenecek. Projeye katılmayı kabul eden göçmen kadınlar, kendi hikâyelerini yazacak ve bu hikâyelerden oluşturulan kitap da kutuda yer alacak.  Eş zamanlı yapılacak yüz yüze görüşmelerle, göçmen kadınların hikâyeleri filme alınacak ve bu görsel-işitsel kayıtlar hem kutuda, hem de Bibliothek der Alten projesinin mediathek bölümünde erişilebilir olacak.

DSC_0019

Göçmen Kadınlar Birliği 8 Mart yürüyüşünde.

DSC_0015

Bu çalışmaların yanı sıra, 8 Mart 2014 ve 8 Mart 2015 tarihleri arasındaki bütün etkinlikler kayıt altına alınarak, Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin bir yıl boyunca yaptığı her çalışma belgelenecek. Böylelikle, göçmen kadınların bir yıllık çalışmaları ve talepleri detaylı bir şekilde görülebilecek.

Hoş bir tesadüfle, kutunun tamamlanması hedeflenen 2015 yılı, Göçmen Kadınlar Birliği’nin Frankfurt’taki çalışmalarına başlamasının 10. yılına denk geliyor. Belki de diyebiliriz ki bu proje, Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin 10. yıl kutlamalarına bir hazırlık. Bir şenlik havası.

Bibliothek der Alten Projesi Tanışma Toplantısı

Yeryüzünün çeşitli yerlerinde doğan ve yolları Frankfurt’ta kesişen kadınların hikâyesi *

Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği, kendilerini, sorunlarını, taleplerini ve çalışmalarını anlatacakları ve 2105 yılına kadar Frankfurt Tarih Müzesi’nde Bibliothek der Alten Projesi kapsamında sergilenecek kutunun hazırlıklarına başladı.

GKB-BdA-1

Bibliothek der Alten Projesi’nin küratörü Dr. Angela Jannelli’nin de katıldığı tanışma toplantısında ilk olarak projenin detayları konuşuldu. Projenin ortaya çıkışından bugüne kadar geçen süreci anlatan ve projeden örnekler sunan Dr. Jannelli, Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin yürüteceği proje sürecine dair bilgiler de vererek, kadınların konuyla ilgili sorularını yanıtladı. Daha sonra, kutunun içinde yer alması düşünülen çalışma başlıklarından kısaca bahsedilerek, kadınlara gelecek aylarda yapılması planlanan çalışmalar hakkında bilgi verildi; 8 Mart 2014 ile 8 Mart 2015 tarihleri arasında yapılan bütün çalışmaların yer alacağı bir zaman çizelgesi, kadınlarla yapılacak 20 dakikalık görüşmelerin video kayıtları, kadınların kendilerini anlatacakları birer sayfalık metinler, resim ve dikiş gruplarının çalışmaları, koro şarkılarının kaydı, kuruluşundan bugüne Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin çalışmalarının dokümantasyonu ve Göçmen Kadınlar Birliği 10. Yıl kitabı.

 

Proje, tamamen kadınların özgün çalışması üzerine kurulu olduğu için, Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’nin fikirlerini dinlemek ve çalışmaları birlikte düzenlemek bu sürecin en önemli kısmını oluşturuyor. Bu amaçla, toplantının ikinci kısmında “World Café” atölye çalışması yapıldı. Kısaca, beyin fırtınası olarak tanımlayabileceğimiz bu çalışmada kadınlardan dört farklı soruya yanıt vermeleri istendi:

–       Göçmen Kadınlar Birliği’ne neden katıldınız?
–       Göçmen Kadınlar Birliği sizin için ne anlama geliyor?
–       Kutunun içinde ne olsun?
–       2105 yılında Göçmen kadınlar Birliği’nin nasıl görünmesini istiyorsunuz?

 

Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği’ne katıldım, çünkü göçmen ve kadınım

Grup çalışması yaparak her soruyu tartışan kadınların verdikleri yanıtlarda, göçmenlik, kadınlık, çalışma koşulları, örgütlenme, dayanışma ve mücadele etme temalarının öne çıktığı görülmektedir;

Çünkü hayatımın en zor döneminde bana kollarını açıp sevgiyle kucakladılar.”

“Birliktelikle sesimizi duyurmak ve güçlenmek”

Yaşadığımız ülkedeki sosyal, ekonomik, kültürel, sağlık ve hukuki sorunlarımızı tartışmak ve bu konularda bilgi edinmek

“Dört duvarın arasından çıkmak, sosyalleşmek”

Çünkü değişik kadınlarla bir araya gelmek, sorunları paylaşmak, yaşadığımız ülkedeki problemleri birlikte çözmek, tartışmak, güncellenmek için. Birlikten kuvvet doğar.”

Kadın olarak kendimizi nasıl ifade etmeliyiz?”

Dostlukların güzellikleri, paylaşımları, yakınlıkları, omuz omuza olan birliktelikleri ve tutumları”

“2105 yılında bu kutuya bakıldığında, kadınların yıllar önce onlar için nasıl bir mücadele verdiklerini görüp gülümsemeleri…”

GKB-BdA-2

Frankfurt Göçmen Kadınlar Birliği, kendilerini, sorunlarını, taleplerini ve çalışmalarını anlatacakları ve 2105 yılına kadar Frankfurt Tarih Müzesi’nde Bibliothek der Alten Projesi kapsamında sergilenecek kutunun hazırlıklarına başladı.

Kadınların sorulara verdikleri yanıtlarda öne çıkan bu temalar, Bibliothek der Alten Projesi kapsamında hazırlanacak kutunun çalışmalarında ele alınacak temel konuları da belirlemiş oldu. “World Café”nin ardından yapılan değerlendirme konuşmalarında, hangi temanın nasıl anlatılabileceği hakkında fikir alışverişinde bulunulduktan sonra toplantı sona erdi.

GKB-BdA-5

Eylül ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelerek çalışma gruplarını oluşturacak olan kadınlar, projenin ilerleyen dönemlerinde farklı atölye çalışmaları düzenlemeye ve göçmen kadın, eş ve işçi rollerini tartışarak hazırlık sürecine devam edecekler.

* Bu yazı ilk olarak Göçmen Kadınlar Birliği “Kadın” dergisi sayı 24 – 2014’te yayımlanmıştır.