Anahtar kelime ve çağrıştırdıkları

Yaratıcı Yazarlık Atölye’sinde bu kez anahtar kelime tespit edip, bu anahtar kelimenin çağrıştırdığı diğer kelimeler üzerine çalıştık. İlk anahtar kelimemiz “çikolata” oldu. Çikolatanın beş duyumuzda yaptığı çağrışımları tartıştık ve isimlerini koyduk: Tatlı, acı, kremalı, sert, yapışkan, kaygan, yağlı, kakao şekeri kokusu, bademli, fındıklı, sütlü renkli, kahverengi, heyecan, suçluluk, mutluluk, endişe, huzur vs.

IMG_0267

İkinci anahtar kelime “yalnızlık”tı. Yalnızlığın çağrıştığı kelime ve duygular ise şunlardı: Arı vızıltısı, hazmedememe, Flasch Back, korkunç, “niye ben?”, yalnızlığın rengi: gri, kırmızı, siyah, acı bir koku, nane, asit, turuncu bir renk, kalabalık istemek, korku, huzur, sessizlik, sessizliğin sesi, konsentrasyon, kendine zaman ayırma, dışarı çıkma ihtiyacı, sıkıntı, huzursuzluk, kalabalığın içinde yalnız olmak, zorunlu yalnızlık, arkadaş bulamamak vs. Anahtar kelimenin çağrıştırdıkları üzerine tartışıldı ve herkes kendi bakış açısına göre “yalnızlık” üzerine kısa bir kompozisyon yazdı. Kimimize göre yalnızlık kendine zaman ayırmak ve bir başına kalmanın ferahlığıydı, bazılarımız içinse korkuyu, sıkıntıyı ve huzursuzluğu çağrıştırıyordu.

IMG_0275

Bu çalışmayı yapmamızın nedeni, “Kurmacanın Unsurların”da öğrendiğimiz üzere, hikâye ya da öykü sözcüklerle kurulur ve oradaki betimlemeler, tiyatroda dekorun, ışığın yerini tutar tespitinden kaynaklanıyordu. Zira sözcükler, okurun kulağı, eli ve gözüdür. Beş duyuya hitap eden betimlemeler yargı bildiren anlatımlardan daha işlevseldir her zaman. Daha fazla sözcükle en iyi şekilde anlatmanın birinci yolu elbette çok okumaktan geçer. Bu nedenle atölye üyeleri, çalışmaların başlangıcından bu yana, bir yandan daha fazla okumak ve okunanları paylaşmayı sıklaştırarak bunu yaşamın bir parçası haline getirme çabasındalar.

İşte bu seferki çalışmamızın ürünleri:

Yalnızlık

Esma Uran

Yalnızlık nedense insanda derin bir hüznü çağrıştırıyor. Oysa yalnızlık yaşantımızın, insan olarak doğamızın bir parçası.

Dünyaya gözlerimizi yalnız açarız. Çektiğimiz bütün derin acılarda ve mutluluklarda, özünde kendimizle, derinlerdeki bizle başbaşayızdır.

Eğer hayatın güneşli yanında, şanslı yani tesadüfen güzel bir ortama, aileye, çevreye doğmuşsak, yalnızlığımızdan belki biraz kurtulmayı başarmışızdır.

Sosyal bir çevrede, ortak düşünceleri ve amaçları paylaştığımız bir arkadaş grubunda, en önemlisi de en derin ve özel duygu ve düşüncelerimizi paylaşacağımız ve hayatı birlikte yürüyebileceğimiz birini ya da birilerini bulmuşsak, yalnızlık hüzün rengini değiştirerek, ara sıra özlediğimiz bir duyguya dönüşür.

Ve sonuçta hayat yolunda herkesin az ya da çok tattığı yalnızlık duygusu özünde bütün insanları birleştirir.

Çünkü ölürken herkes yalnızdır…

***

Yılbaşı yalnızlığı

Çınar Işık

Yoğun bir gün olacaktı benim için. Yılın her son gününde olduğu gibi sanki bütün bir yıl yiyemediğimiz güzel yemekleri bugün yiyecekmiş gibi hazırlık yapıyorum. Etliler, tatlılar, salatalar, mezeler… Alışkanlık işte, klasik yılbaşı menüsü.

Akşam hep beraber yemekleri yiyoruz. Çocukların ayrı programı var. Yemeğini bitiren bana teşekkür ediyor ve gidiyor. Aaaa, o da ne? Ben yalnız kaldım. Birden bu bana güzel bir huzur veriyor. İlk defa, sakin bir şekilde, abartıdan uzak, yeni bir yıla merhaba diyorum. Mum ışığı, şarap ve ben. Mutluyum. Yalnızlığımı eksiklik olarak görmüyorum. Umarım bu duygularım, ileriki yıllarda da devam eder…

***

Bire

Leyla Çakır

Usulca yataktan doğruldu, bugün canı bir türlü kalkmak istemiyordu. Yatağında uzunca bir süre rüzgârın sesini dinledi. Sonra yavaş yavaş ayağa kalktı, en güzel elbiselerini kat kat giymeye başladı. Saçlarını toplayıp kalın bir şalla örttü, sevdiğiyle ilk buluşmaya gider gibi süslendi. Su güğümünü eline aldı. Kapıyı açıp zamanla yarışıyormuşcasına eşikten adımını atıp dışarı çıktı.

Çeşme iki adımlık yerdi. Kendini çok yorgun hissedip kapının eşiğine oturdu. Evin karşısındaki çınara asılı, renk renk, her biri bir umut, özlem, istek olan bez parçaları sağa sola sallanıp duruyorlardı. Gençken ne kadar çok kadınla birlikte kendisi de  bu ağaca bezler bağlayıp dilek tutumuştu. Şimdi ne için gidecekti, düşündü.

Koca köy sanki uykudaydı. Rüzgârdan, çam ağacından, çeşmenin tüm çevresinde olanlara inat duru ve engin sesinden başka kimseler yoktu etrafta sanki. Birden kuru bir yaprak, akan suyun ahenkli sesine uyarak kendisiyle alay eder gibi etrafında dolaşıyordu.

Birden bir ses duydu, kafasını çevirdiğinde sevdiğinin gülümseyen yüzünü görür gibi oldu. Bire nasılsın diyen komşusunun sesini duymadı, gözleri açık kala kaldı.

Bir yaşam çoktan susmuştu.

***

Korku

Zümrüt

Bir gece yarısı uyanıp, nefes alamadığımda bir “ben ölüyorum” duygusudur, yalnızlık. Her akşam, bir başına sohbet etmenin ne kadar zor olduğunu hissetmektir.

Senin dışında herkesin, hayatın hakkında söz sahibi olduğunu bilmek ve her seferinde ona göre adım atmaktır yalnızlık. Yalnızlık, insanın kendisini öksüz ve yetim hissetmesidir.

Zamansız ve saatsiz, her an yüreğinde çakan şimşeklerin dinmez bir yağmura dönmesidir yalnızlık…

***

Güneş gibi yalnızlık

Zuhal Kulaksız

Yalnızlık benim için, ruhumun yeniden kendini besleyip, yeni bir güne hazırlanması, huzuru yakalamaktır. Duygularımla başbaşa kalmak, hayallere dalmak, kendime zaman ayırmaktır. Yalnızlık, denizin dalgalarından yüzüme vuran güneş ışığı gibi bir ferahlık ve içimin ısınmasıdır. Bir huzur ve duygu yoğunluğu ve kendimi yeniden keşfetmektir.

***

Yalnızlık korkumuz

Serpil Yahyaoğlu

Bazen çok ihtiyaç duyduğumuz, bazen nefret ettiğimiz.

Bence her insan yalnızlıktan önce korkar. En çok korktuğumuz da yaşlılığımızdaki yalnızlığımızdır.

Oysa ki etrafımız şu an çok kalabalık olabilir. Giden gelenimiz, gidip geldiklerimiz. Bazen bu koşturmaca bize “ah keşke kafamı bir dinlesem” dedirtir.

Ama yine de, yalnız kalıp düşündüğümüzde, korkutur “yalnızlık”.

Aslında bence yalnız olmak tek başına olmak değildir. Başlı başına, tek başınasın. Kafan dolu. Bir sürü problemin var. Doluya koyuyorsun, dolmuyor. Boşa koyuyorsun, dolmuyor. Kısacası, yine de yalnız olunmuyor… Yalnızlık, keşke sadece “kafa dinlemek” olsa…

                         

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir